Cumhuriyet kurulduğu günden bu yana hiçbir hükümetin yapmadığı – yapmaya cesaret etmediği bir kadrolaşma yaşandı ülkemizde.
Elbete her hükümet kendi ekibini – yandaşını - kadrosunu bürokrasi ve teknokrasi çizgilerinde olarak (bir bakıma haklı) elinin altında tutmak isteyecektir. Bunda yine bir bakıma yararda vardır.
Ne varki; Bu radikal İslamcılar bu (doğal) çizgilerin çok çok üstüne çıktılar. Onlarda haklı, cumhuriyeti yıkmaya soyunmuşsun, elbette gereğini yapacaksın. Zaten bunu yapmazsan, ülkedeki bu çizgiye ulaşma imkanında yok.
Netice; Türkiye’nin tüm kaynakları bugün radikal islama akıtılıyor.
Sıradan bir yardım kurumu olarak Kızılay’dan başlayarak, Başbakanlık örtülü ödenek kalemine dek her şey radikal İslamcılara, tarikat ve cemaatlere, bunların vakıflarına aktarılıyor. Vakıflar Yasası neden değiştirildi…
Ayrıca belediyelerin imkanları bile tamamen tarikat ve cemaatlerin emrine geçti. Düğün yapan İslamcı yandaşlar belediyenin elindeki salonları – araçları kullanıyorlar.
Anadolu’da binlerce çiftçinin elindeki tarlalar ve araziler yok pahasına ellerinden “sindirmelerle”, “aba altından sopa gösterilerek” alındı.
Yaşlı – kimsesiz ve çaresiz insanların malları “zorla” ellerinden halen alınmaya devam ediyor.
Yada bu çiftçiler yanlarına çekiliyor. Hedef amaç, ülkedeki tüm ziraati ve gıda sektörünü ele geçirmek. Bunu da başardılar sayılır. Şu anda tahminen % 85’i ellerine geçti.
Öyle bir sistem kuruldu ki; bir şekilde yarın iktidardan düştüklerinde – düşürüldüklerinde yeniden yapılanma ve sürekli mücadele imkanını ellerinde tutacaklar…
Devasa ekonomik imkanları buna olanak veriyor…
Şimdi…
Yarın ihtilal olsa her şey güllük gülistanlık mı olacak… Hayır…
Bugüne dek, haksız olarak yapılan ihtilallerde bile suskun olan medya ve aydın geçinen pislik, bu kez avazı çıktığı kadar bağıracak…
Hatta bazıları daha şimdiden başladı bile…
Bu kez kolay olmayacak…
Her yere girilmiş ve stratejik noktalardaki herkesin “şerefsiz midesi doldurulmuş”…
En büyük sorun; Dünyadan habersiz bir vatandaş kitlesine sahip olmamız. Başına gelecek felaketin ne olduğunu bilmeyen küheylan bir toplum.
Eeee…. Zaten o nedenle değimlidir, sendikalar tek tek elinden alındı, sosyal hakları gıdım gıdım tırtıklandı, hukuki işçi hakları ve vatandaşlık hakları adam gibi yok…
Çünkü, gerçek anlamda sivil toplum örgütü bilinci aşılanmamış. Tam tersine uygulamalar yapılmış. Köylü kültürü yok edileceğine, teşvik edilmiş.
Ama yine de ordunun tavrını bekliyoruz.
Daha önce çok yazdık. Cumhuriyetin devamı için başka kale kalmadı.
Bugün dahi bakıyorum…
Radikal İslamcıların ülkede yediği “bok”lar, attıkları adımlar, tarikat ve cemaatlerin içinde neler olduğu, kimlerin Avrupalı büzüktaşları ile ne konuştukları ne pazarlıklar yaptıkları yazılacağına…… Bugün hala; “Demokrasi ve orduyu bir yerlerinden limel lime koparma çabaları”…
Dün bir nikah salonunda idim. 8 gelin gördüm.
7 tanesi türbanlı, bir tanesi medeni – asri gelinlik.
O asri gelinliği giyen, benim Kıymetlim’di…
Burada aklıma daha önce, bu İslamcıların arasında olduğum dönemdeki nikahlar geldi. Aynı olay burada da vardı. Riyakarlık, dindar görünme namussuzluğu…
Türbanlıların davetlilerine dikkatle baktığınızda, karşı cinse el öptürmeyen – el vermeyen kadın ve erkekleri görürsünüz. Bunlar çocuklara bile böyle davranır. Sözde namahremlik..
Ama bu dini kural bir anda yok olabiliyor. Geline ve damada ayrıca ailesine şapur şupur…
Varın gerisini siz düşünün..
Bekliyoruz…
Bir şarkı geliyor kulaklarıma; “Umutsuz bir bekleyiş, hasreti var içimde”.
(Şahsen ben pek umutlu değilim ama) bakalım, Sayın Başbuğ ne hava çalacak…
Dostça kalın.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
merhabalar,
bunu ve üstteki diğer yazılarınızı okudum, gündüz benim evimde televizyon açılmaz -izlemeye değer bir şey olmadığı için- (izlemeye değer şeyleri alacak antenim yok)akşam olunca da aynı ama karanlık basınca bir 'ses' olsun diye açıyorum, herkes zil takıp göbek atıyor! Kimi kanallar bekarlara, dullara 'eş' bulma şirketi olmuş!Ya da sulina, kulina, prenses perfinya gibi çok affedersiniz osuruktan dizilerle millet uyutuluyor, bu yüzden biliyorsunuz hep 'müstahak' diyorum...hatta az bile yapıyorlar iyice beter etsinler, bazen bir ülkenin insanlarının uyanması için başlarına felaketler gelmesi, çok affedersiniz boka batması gerekiyor benim fikrim tabii katılmayabilirsiniz..ha, müstahak derken size, bana ve Atatürk'ün izinden giden milyonlarca insana müstahak değil tabii ki...
sevgilerimle
Televizyon izlemek bendenize artık "acı" vermeye başladı.
Size tamamen katılıyorum. Dile getirdiğiniz duygu ve düşüncelerinizi anlamamak için, ülke gerçeklerinden ve insanı insan yapan donelerden yoksun olmak gerektir.
Netice olarak, maalesef kurunun yanında yaş da yanacak ama bugün tamamen yoldan çıkmış insanımız "hak ettiğini" bulacaktır.
Dostça kalın.
Yorum Gönder