BLOGGER'a TEŞEKKÜRLER DemotikE

29 Nisan 2008 Salı

Müslüman geçinen "sübyancılar"

Radikal İslamcı basın, Hüseyin Üzmez olayına ya yer vermiyor yada arka sayfalarında ufacık değiniyormuş…
Elbette böyle yapacaklar ne bekliyorsunuz…
Allah muhafaza, müridleri bu haberleri okurda, aralarında “imana” gelip, “Yahu bu ve benzeri olayları bende-bizlerde yaşamıştık-yaşadık-yaşıyoruz” demeye başlarlarsa ne olur…
Ne oluru, ben söyleyeyim. Bu sözde Allah yolundaki Radikal İslamcıların nerede ise tamamının “sübyancı” olduğu gerçeği ortaya çıkar.

Bugün sizlere tarikat ve cemaatlerde cinsel anlayışı, yaklaşımı anlatmaya çalışacağım.
Birebir konuştuğum, müridlerin kadına-cinselliğe-evliliğe bakışlarını ve anlayışlarını elimdeki notlardan belgelerden aktaracağım.

Dışarıdan bakıldığında ilk izlenim olarak, bu insanların cinsiyeti için yok bile denebilir.
Oysa, yaklaşıp dikkatle bakıldığında bu konunun “konuşulmamaya çalışılan, bastırılmış duygular olduğu” gerçeği önümüze çıkar.
Cinsel ihtiyaç ve açlıklarının tatmin edilememiş, doyuma ulaşamamış, duygular olarak baskı altında kaldığını anlıyoruz.
Karı-koca ve çocuklarının yaşadığı bir ailede, dışarıdan gelen misafirlere kadının ve kız çocuklarının ortaya çıkmayıp, ev erkeğinin yada erkek yakın bir akrabanın çay servisi (ikram)nden, yemek masasını düzenleyip hizmet ettiğini düşünebiliyor musunuz?
Gerek radyo ve gerekse TV’de sadece Radikal İslamcı kanallar izlenebilir. Kadın yada çocukların kanallarla oynaması, başka kanalları izlemesi, düşüncede dahi mümkün değildir.
Bunu yapan (genellikle yeni evli olanlarda görülüyor) kadınların “namussuz” damgası ile baba evine gönderildiğini biliyor musunuz?
Kadın için evde okumak, yeni komşularla tanışmak, onları ziyarete gitmek başlıca yasaklar. Dahası, kadınlar bakkala- kasaba-manava-pazara bile yalnız başlarına gidemez. Bu ihtiyaçlar erkek tarafından temin edilir. Yani sizin anlayacağınız, kadın kaza ile bakkala – kasaba gitse neyi nasıl alacağını, bakkala-kasaba nasıl hitap edeceğini bile bilmemektedir.
Erkek yada kızlar daha çocukluklarından itibaren karşı cinsi hiç tanımamaktadır. Tüm bilebildikleri çevrelerindeki akrabaları. Hepsi o.
Bu kadar kapalı olmaları, yeni bir yemek öğrenmek, yeni bir örgü şekli öğrenmelerine de elbette mani. Hiç gelişemeyip, hep aynı yerde durmalarıda bu nedenle.
Kadınları ciddi olarak yemek yapmayı bile bilmez. Şehrin göbeğinde yaşıyorlar ama alış verişi kocalar –erkekler yaptığı için çok şeyden mahrumlar.
Kadınların yaklaşık %90’ı daha kadın bağını (pet) tanımıyor bile. Çocuk bezi ve tuvalet kağıdı da aynı durumda.
Bulaşıkta deterjanlar yerine hala sabun kullanıyorlar. Tencere uvmak için “tel” yada “fırça” bilmedikleri için kocalarına “kum” aldırıyorlar. Derede bulaşık yıkar gibi mutfak tezgahında tencere-tava yıkıyorlar.
Kadınlar, kadını-hanımı oldukları evleri için bir iğne dahi zevklerine göre alamazlar. Erkek ne getirirse, o eve ne koyarsa o. Yani evin kadınlığı diye bir şey yok. Modaya uyup, alafranga tuvalet takıyor ama o tuvaletin üzerine, alaturkaya oturur gibi oturuyorlar.
Kocasına “güzel yada çekici” görünmek adına, yeni bir iç çamaşırı giymek yada iyi bir parfüm sürmek “namussuzluk” olduğu için böyle şeyleri sakın beklemeyin.
Çocukluğundan itibaren cinselliğe “pislik-ayıp-günah” şeklinde yaklaşan insanlardan ne bekliyorsunuz. Karı-koca birliktelikleri bile bu durumda “sessiz” 1-2 dakikayı geçmiyor.
Cinsellikte bedensel bir ihtiyaçtır. Doya doya alabildiğine-hür ve tam bir tatminle yaşanamıyor. Erkek, kadının da orgazm ihtiyacının olduğunu, hatta kadının da böyle bir gerçeği taşıdığının farkında ve bilincinde bile değil.
Üstelik kadın biraz “hoşnutluğunu” belli etse, “kocasına sırnaşsa” yandı.
“Orospumu oldun” deniverir.
Zavallı yeni evlendirilen çiftleri izledim. Kızcağız ne yapacağını bilmiyor.
Tek söylenen; “Kocan-erkeğin öğretir”.
Koca dediğimiz erkek daha bir beter durumda. O da ne yapacağını bilmiyor.
Sadece sırtna vurulup; “Hadi koçum, delikanlı gibi bitir şu işi”.
Ne işi bitirecek be. İlk defa kadın görüyor garip. Nasıl yanaşacak? Ne yapacak? Hiç ama hiç bir şey bildiği yok garibim…
İlk gece, başarısız olan onlarca delikanlı bilirim. Üstelik birde ailesi, bunu çevreye söyleyip zavallı kızcağızı “suçlu” buluyorlar.
Kaç delikanlıyı bir “baba” gibi kenara çekip, kulağına bir şeyler fısıldadım, hatırlamıyorum.
“Sağdıç babam” diyerek, gelip halen elimi öpmeye çalışanlar var.
Çalışanlar dedim. Çünkü; DemotikE eli öpülecek kadar büyük olmadı. Olması da mümkün değil.
Kendine, bakmayan-bakamayan, saçının rengini dahi doğru dürüst bilmeyen kocasına, bir sıcaklıkla yaklaşamayan kadın. Ve tüm bu güzelliklere mahrum bir erkek.
Aslında aile içinde doğru dürüst bir cinsel doyuma ulaşması gereken bu insanlar, bu konuda açlık çekmeye başlıyor.
Erkek sürekli olarak tatminsizliğini ve doyumsuzluğunu bir yandan baskı altında tutmaya çalışıyor. Bir yandanda “dışavurumda” etrafını kolaçan etmeye başlıyor.
İşte bu noktada, “kedi erişemediği ete murdar dermiş” olayı başlıyor. Açık kadın, medeni-uygar kadın, kendine bakan-bakımlı kadın “tu-kaka” – “namussuz” oluveriyor.
O namussuz dediği kadını bir tenhada eline ver bakalım. Dini imanı hatırlar mı acaba…

Bu noktada aile içi suçlar ortaya çıkmaya başlıyor. Zinalar, sübyancılıklar.
Kapalı görünmekle beraber, bu tür olaylara son derece elverişli bir ortam. Kadın kesinlikle herhangi bir erkeğin tacizini “şikayet” edemiyor. Bunu yaptığı anda, suçlu yapan erkek değil, “kadın”dır çünkü. Bu nedenlede, kayınpederden başlayarak, aile içinde her erkeğin tacizi söz konusudur.
Yaşadığım bir hadiseyi anlatayım: Olay bir muhabbet sırasında dikkatimi çekti. Kadının kocası 4 aylık süre ile doğuya gider. Kadın hamiledir. Herkes mutlu sevinçli. Fakat anlatılara baktım. Kadının bahsedilen doğum zamanı ile hamilelik süresini hesapladım. Kadının hamile kaldığı dönemde aslında kocası Doğuda idi. Ve hamileliğinin 2. ayında dönmüş oluyordu.
Ama zavallı koca bu hesapları yapmak için asgari bilgiye bile sahip değildi.
Evden ayrılırken, “baba adayı”na yanaşıp, sırtını sıvazlayarak şöyle dedim; “Koçum benim, sen bu iman gücüne sahip oldukça değil doğuda, Fizan’da olsan karın hamile kalır…”
Herkes, kahkahaya boğuldu güldü. Bu arada benim sırtımı sıvazlayıp, “Dilin bal yesin” diyenler de oldu… Bir kişi gülmüyordu. Sadece baktı ve elimi bile sıkmadan “Güle güle Müslüman” dedi…
Çocuk doğdu… Ailede herkes, “……….ne ne kadar benziyor. Hık demiş burnundan düşmüş” diyor. Ailede bu başka bir övünç kaynağı.
Valla “hık” dediği doğruda “burnundan” mı düştü konusu muğlak...

Çocukluğunu yaşayamayan bebeler daha yürümeye başlarken, “günah-haram-yasak” ile yetiştiriliyor. Çocuk belli bir yaşa gelene dek, asla “günah-haram ve yasakla” muhatap edilmemeli. Bunun sonuçları – bedelleri çok ağır oluyor.

4 yaşındaki kız çocuğuna; “Düzgün otur. Kıçın başın görünmesin. Kafanı kırarım” denirse, sonuçlar elbette facia olacaktır. O, 4 yaşındaki yavrunun her tarafı kıç baş olsa ne olur.
O yavru daha o yaşta, idrak edemediği, tanımlayamadığı, anlam veremediği ama karşı gelip, söz dinlemezse “dayak yiyeceğini” bildiği “kendine özel” bir şey olduğunu anlıyor.

Biz bu yazıya başladık ama bu bitmez, yanımda bir alay nota dokunamadım daha. Sadece aklıma gelenleri kaleme almak, bizi buralara getirdi. Demek bu konuya bir ara yine değinmek gerekecek.
“Namuslu” geçinirler ama, sokakta-mahallede hangi kadın-kız nerede oturur?. Kimdir? Neyin nesi neyin fesidir? her şeyide bilirler…
Birgün, bir işyerinin önünde oturmuş çay içiyoruz. “Beybaba” dedi biri. “Şu geçen kız kim?” kafamı çevirip baktım; “Tanımıyorum…” dedim. “Sen bu mahalleye yakınsın, her zaman gelip gidiyorsun da, nasıl bilmiyorsun?”
Anladınız değil mi bu insanların gerçekte nereye baktığını…
Bu Radikal İslamcıların hemen hemen hepsi, birer Hüseyin Üzmez.
İmam nikahı istemelerin, çok eşliliği istemelerinin ardında, aslında uçkur sevdaları yatıyor.
Cinsel olarak yetersizliklerini ise “sübyanlarla” evlenerek ört-bas etmeye çalışıyorlar.
Aslında onlarda “bal” gibi biliyorlar “tacize uğramayan kızlarının” olmadığını.
Kendi çevrelerinde, nerede ise “ellenmeyen kız” olmadığını çok iyi biliyorlar.
Bir bakıma o nedenle çok küçük kızların peşinde koşuyorlar.
Akıllarınca, “ellenmemiş kız” alacaklar ama istedikleri kadar uğraşsınlar mutlaka birileri o “sübyanıda” bir şekilde elleyecektir.

Dostçakalın.

1 yorum:

Adsız dedi ki...

tek kelimeyle rezalet...