BLOGGER'a TEŞEKKÜRLER DemotikE

24 Ağustos 2008 Pazar

Siyasette "izm"ler - Siyaset sözlüğü (9)

KAPİTALİZM – EMPERYALİZM - LİBERALİZM
İlk bakışta, birbirinden farklı gibi görünen bu üç (izm)i, neden bir başlık altında topladığımı okudukça anlayacaksınız.
Feodalizmin sona ermesi ile birlikte genellikle Avrupa’da uygulanmaya başlayan ve gerçek anavatanı İngiltere olan, Feodalizmden sonra gelişme ve halk-toplumlar adına sözde iyileştirme reformu gibi görünen aslında halkın ağzına sadece bir parmak bal çalmaktan (feodalizme oranla) öteye gitmeyen bir sistemdir.
Kapitalizm; bir ülkede,
özel mülkiyetin (zengin ve burjuva sınıfı) üretim araçlarının ve toprağın nerede ise tamamına sahip olduğu ve işlettiği, yatırım, dağılım, gelir, üretim - mal ve hizmet fiyatlarının piyasa ekonomisinin belirlediği (piyasa ekonomisi kavramının aslı, büyük şirketlerin arz-talep dengesi içinde bu piyasayı kardeş kardeş paylaşarak, fiyatları yine kendilerinin belirlemesi ve bu duruma devletin göz yummasıdır) sosyal ve ekonomik bir sistemdir. Bu sistemde genellikle bireylerin ya da grupların oluşturduğu tüzel kişiliklerin ya da şirketlerin emek, arsa-toprak, üretim aracı ve para üzerinden ticaret (tefecilik – bankacılık) ticaret yapabilmeye hakkı vardır. Görüleceği üzere herkese açık gibi bir görüntünün ardında aslında sadece para sahibine (kapitale-sermayedara) imkan vermektedir.
Pek çok ülkede, pek çok çeşit kapitalist rejimler uygulanmaktadır.
Şimdi burada bir konuya dikkatinizi çekerim.
Bir ülkede en önemli husus yasaların yapısıdır. Avrupa’da ki en başta İngiltere ve Fransa yıllar önce bilinçli halk kitlelerine sahip olmaları nedeni ile işçi ayaklanmalarına ve işçilerin doğrudan yaptıkları (darbe)leri yaşamıştır. Bu tabandan gelen hareketler nedeni ile ülke yasaları öncelikli olarak, halk-işçi-toplum adına islah edilmiştir.
Ve bu yasa maddeleri öyle sağlam kazıklara bağlanmıştır ki; Gün gelip bir “çakal” bu yasaların değişikliği ile ilgili olarak teklif daha veremeyecek şekilde yapılandırmıştır.
Örneğin sendika kurma ve sendikal haklar – İş güvenliği ve işçi sağlığı – Sosyal haklar ve ailenin asgari yaşam düzeyi çizgilerinde, yasalara müdahale söz konusu bile değildir. Bu böyle olunca da, sistem her ne kadar sömürü sistemi de olsa, önündeki duvarlar nedeni ile hareket alanı ve açılımları daralmaktadır. Bu durumda bu tür ülkelerdeki sermaye sömürüyü uluslar arası çizgilere çekme yollarını arar. Ve gelişmemiş yada az gelişmiş sözde kendini devlet zanneden, zaten yönetenlerinin, halkını-ulusunu değil sadece kendisini yada bağlı olduğu cemaatlerin çıkarlarını gözeten zavallı topluluklara yanaşır. Bu yanaşma doğrudan yöneticilerle sağlanır. Yöneticilere sağlanan avantada anlaşma sağlandığı andan itibaren o ülke kaynakları yabancı sözde sermayedarın cebine, dolayısı ile kendi ülkesine akmaya başlar.
İşte emperyalizmin en basit olarak, DemotikE dille anlatısını bendeniz ancak bu kadar becerebilirim.
Pek çok filozof, düşünür, siyaset adamı ve bilimcisi yine kapitalizm hakkında kitaplar dolusu şeyler yazmışlardır. Netice olarak kapitalizmin tüm done ve açılımları ile ilgili olarak “iyi” diyende vardır “kötü” diyende. Yine birbirinden farklı olarak; “Şurası iyi-şurası kötü” diyenlerde olmuştur.
Okuduklarım, yaşadıklarım, gördüklerim ve netice olarak siyaset deneyimimin ortaya koyduğu şudur ki; “Kapitalist sistem iyidir yada şurası iyidir” diyen yalancıdır.
Şu farkla; Eğri oturup doğru konuşalım. İngiltere-ABD-Fransa örneğindeki bir ülke gibi yasalarınızı düzenleyebiliyorsanız burada hiçbir sorun yok.
Ama bunu yapacak ülke ve yöneticilerine, hangi ülke halk ve halkları sahip.
Artık dünyada ülkeler ölçüsünde olarak tüm çeşme başları tutulmuş. Tüm geri kalmış ve az gelişmiş ülkelerin yasa ve yönetimleri (bazen değişiyor görünsede) egemen büyük ülkeler tarafından kuşatılmış ve kontrol altına alınmış durumda. Bu saatten sonra hiçbir “ufaklık” egemenlikten ve tam bağımsızlıktan söz etmesin. Ve bu saatten sonra gerçek bir bağımsızlık savaşını yapmak ve yapabilmeye kalkmakta söz konusu dahi değildir.
Bakmayın siz bazı ülkelerdeki kaynamalara. Büyük ülkeler için bu; “İtin iti boğması”dır. Hepsi bu. Bu “ufaklık”larda sadece olmayan milliyetçilik ki; çoğu faşizmle karıştırır. Ve bağımsızlık çığlıkları sadece atılır. Sadece hamaset ve ülke insanını, ülke insanına meth etmek başka hiç bir şey yok. Olması da mümkün değil.
Bakınız; Filistin gerçeği. Aslında İsrail istese ve ABD izin verse, sadece yarım saatte Filistin diye bir şey kalmaz. Esasen kalmayacakta ama her şeyin olduğu gibi bunun da zamanı var…
Kaptırdık gidiyoruz. Neyse biz konumuza dönelim.
Evet… “İyi” diyende “kötü” diyende var demiştim.
Siyasi sistemler hakkında az da olsa bilgi sahibi olan bir kişi, eğer ard niyetli ve taraflı bir tutuma sahip değil ise sonuç olarak; Kapitalizmin ciddi olarak topluluklar ve insanlar arasında ekonomik ve sosyal eşitsizlikler yarattığı gerçeğini saklamaz. Çünkü burada yine sonuç olarak tek doğru budur.
Kapitalizm; üretimin şekil, biçim ve kalitesinden başlayarak, bu konuda karar verecek otoriteleri yada kuruluşları bile kendi belirlemektedir.
Kapitalizm; üretim araçlarına, toprağa ve sermayeye sahip olan
burjuva “zengin” sınıfının çıkarına olarak devletin önlemler alması bu yapıyı korumak adına yasalarla dahi oynayarak (ki; halkın ve toplumun çıkarlarını tamamen yok etmek pahasına) onu meşru kılan bir sistemdir.
Sermaye, (zengin-patron) ürettiğine arz-talep dengesi içinde kendi istediği fiyatı koyar. Şimdi burada dikkat ediniz; Sermaye hammaddeye yaptığı yatırım ile iş gücünü meta olarak görür. Oysa iş gücü potansiyeli olarak kişinin (işçinin) iş gücünden başkaca satacağı da yoktur. Bu durumda, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, sermayenin sürekli artı değer kazandığı aşikardır. Oysa işçinin, patron insafına kalmış olan kazancı ve sosyal hakları, her ne kadar sendikal çalışmalarla iyileştirilmeye çalışılsa da sürekli eksilerdedir.
Buna net bir örnek; İşveren vergisini verirken işçi çalıştırdığı için indirime sahiptir. Ve ülke üretimine katkı payı olarak artı indirim alır. Oysa, işçinin kendisi doğrudan ürettiği halde böyle bir indirime sahip olması söz konusu değildir.
Bu sınıf savaşının temel taşıdır. Günümüzde, emperyalist hareketlerin, ülkemizde maşası olup borazanlığını yapanların; “Artık bu ülkede sağcılık-solculuk söz konusu değil. Hiçbir anlamı yok. Hele ki; solculuk hiçbir şey ifade etmiyor” diyen alçakların oyununa gelerek, bu sözü aptal aptal önüne gelen her yerde edenlere de kapak olsun.
Yukarıda da anlattığımdan anlaşılmış olacağı gibi, kapitalizmin en yüksek aşaması emperyalizmdir.
Artık, kabının dışına çıkarak başka yerlere akmak. Gözü doymayan sermayenin ve onu kullanan, en büyük olmak – tek olmak – yayılmacı politikalar ve dünyanın büyük doğal kaynaklarına sahip olmak düşüncesindeki ülkelerin stratejik politikaları.
İşte emperyalizm canavarı da budur.
Aldatmacaya, laf ebeliğine ve tanımlarla didişmeye hiç gerek yok. Liberalizm, kapitalizmin ta kendisidir. Pek çok ülke ve toplumlarda gerek doğrudan kapitalizmin ve emperyalizmin, eli kanlı, saldırgan, toplumları – ülkeleri yok edici yüzü ortaya çıkıp, deşifre olunca akıllı geçinen bu namussuz sömürü unsurları yeni bir yol olarak, sanki farklı ve halkların ve toplumların yararına imiş gibi bu adı kullanmaya başladılar.
Bu gerçekte, hırsızın ve caninin artık eldiven takarak parmak izi bırakmamaya çalışması gibi bir şey.
Mıy mıy edip, sivilce kadar beyni ile bir şeyler söylemeye kalkışanlar elbette olacaktır. Ama doğru doğrudur. Liberalizmin de gerçek tanımı sadece budur.
(Devam edecek)

Hiç yorum yok: