Aylar önce Milliyet’in blog ortamında yazmaya niyetlenmiş ve hatırlayabildiğim 3 yazım yayınlanmıştı. Sonrasında “sansür” geldi. Böylesi sosyal bir ortamda yayınlanacak olan bir yazıda, hukuka ve asgari etik çizgilere uyulması, tartışılamayacak bir gerçektir.
Ne var ki; Milliyet blog ortamı için, sadece bu çizgiler önemsenmemekte. Yazdığınız ve kaleme aldığınız gerçekler, doğru ve halkın bilgilendirilmesi konusunda her ne kadar önemli olsa da, bu Milliyet’in kendine “özgü” bakış açısı ve siyasi stratejisi itibariyle hiçbir önem taşımamaktadır.
Sayın Aydın Doğan’la ilgili olarak güncel (aslında güncel değil, backraundu var bu işin) gelişmeler çizgisinde, 2 gün evvel yeni bir üyelik alarak “yorumcu” düzeyinde katkıda bulunmak, bakılması elzem hususlara katkıda bulunmak istedim.
Sadece bir yorumum yayınlandı. Daha 2. yorumumda yine “sansür” edildim. Sadece 500 harf kapasitesine sahip bu alanda, ancak kenarından köşesinden geçebildiğim doğru ve gerçekler yayınlanmadı. Bu sabah, yeni bir yorum yazarak (yönetime atfen) durumu kınadım. Bu durum nedeni ile Milliyet adına utandığımı ilettim.
Bir cevap dahi yazmayacaklarını, görmez ve duymazdan geleceklerini biliyorum.
Daha önceki deneyimimden çok iyi biliyorum. Israrla; “Neden-niçin” sorularıma cevap alamadım. (Sanki bilmiyoruz da soruyoruz işte…)
Ne var ki; Tüm samimiyetimle söylüyorum “yazık”…
Ülkemizde; her şeye rağmen(!) kalbur üstünde kalacak 3-5 gazeteden biri olan Milliyet’in tavrı böyle olmamalı. Yıllarca gazete-lerde görev yapmış, ıcığını cıcığını bilen insanım. Elbette bir gazetenin yayın politikası, bakış açısı, diğer rakip yayın organlarına göre spesifik bir tarzı olacaktır. Ötesi, bu olmazsa olmazdır.
Bunun net açılımını, Milliyet’in yazar kadrosu açıkça ortaya koymaktadır. Ciddi ve duyarlı bir okur, buna ancak saygı duyar. Keza, Burada tercih hakkına sahiptir.
Kişisel arşivimin büyük bir kısmına taban olacak kaynakları, bu gazete ve yazarlarından elde etmişimdir. Çünkü, 35 seneden fazladır bu gazeteyi okuyorum. Bugün, internet kolaylığına rağmen bu gazete benim için (bilhassa bazı saygın – duayen yazarlar nedeni ile) kült.
Bu elbette eleştirilebilir ama, bendeniz böyle görüyorum. Son 1 senelik gazete arşivimi de Milliyet oluşturmakta.
Türkiye-ülkemiz gerçeklerinde olarak, burada; Medya, basın – büyük işadamları, işverenler, sermaye konularına girmek istemiyorum. Bu konunun dışında ayrıca bir tartışma gerçeğidir.
Bunu burada irdeledim, çünkü çok iyi biliyorum ki, bu yazıyı e-postaya koyup, yayınladığım andan itibaren yağmur gibi özellikle bu konuda soru gelecek.
Dostlarım; Sizlerden ricam, konuyu sadece kaleme aldığım açıdan değerlendirin. Hele günümüz sorunlarının(!) devasa boyutlarında, birde bu konu çıkmasın karşıma.
Ülkemizde; siyasetten ve yine ülkemizin, kendine özgü yapısndan kaynaklanan parti-lider gerçeklerinden konuşup, tartışıyoruz. Yine bu gerçeklerin ülkemizdeki yarattığı kaynamaları-depremleri-bozulmaları yaşıyoruz. Bunlar maalesef acı gerçeklerimiz.
Hepsi tamam da, yukarıda bahsettiğim “kalbur üstülüğün” sorumluluğu burada işin ciddiyetini – vahametini ortaya koymakta. Dikkat etti iseniz; İçinde bulunduğumuz, her birey için sorumluluk gerektiren vahim durumumuz nedeni ile “medya-sermaye” konusunu bile (bugün için) tartışılması şimdilik abes görmekteyim.
İşte bu gerçekler, basınımızı daha bir “demokrat” olmak sorumluluğuna sokmaktadır.
Yok… Bu tavır devam ederse; Bu havanda su dövmek, fasit daire içine hapis olmaktır.
Ve sonuç olarak da; Bugün kamuoyunca hayret ve şaşkınlıkla izlenen bireysel ve palyatif “saldırgan” tutumların, kurumsal yapıya dönüşme tehlikesi gerçeğidir.
Dostça kalın.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
4 yorum:
Bugüne kadar bilmediğim, yanlış veya eksik bildiğim pek çok şeyi sizin yazılarınızdan öğrendim sevgili demotikE.. Çünki tüm yazılarınızı "eğer demotike böyle yazdıysa, doğrusu budur" diye okudum.. Yüreğiniz elleriniz ve aklınız dert görmesin. İyi ki varsınız..
Aydın Doğan yakın bir geçmişte neredeyse tüm Türkiye'nin infialine sebep olan bir olay yarattı, değerli kalem Emin Çölaşan'ı kovarak!! Doğruları yazdığı için.. Satın alınmadığı için.. Allahtan başka kimseye hesap verilmeyeceğinin bilincinde olduğu için.. Ve... o zamanlar kuyruk salladığı iktidarı, ürkütüp üzerine sıçratmamak için.. Allah ikisini de beter etsin.
Dinsizin hakkından imansız gelir diye demek boşuna dememişler ..
Sevgilerimle..
Eğer medyada tekelleşmenin öncüsü olmasaydı, geçen dönemde AKP'ye verdiği destekler olmasaydı sanırım Erdoğan-Doğan tartışmasında çok daha fazla destek bulurdu Aydın Doğan. Yine de bunu kullanarak tüm medya için sansüre doğu gidiş üzüyor.
Dostça Kalın
Katkılarınıza teşekkür ederim.
Gördüğünüz gibi;
Yazım+hasretsenfonileri+uygarradikal...
Vizörde, netice olarak aynı "tema" nasıl yakalanıyor.
Dostum Uygarradikal'in ayrıca; "...daha çok destek bulurdu" ifadesine de tamamen katılıyorum. Bencede öyle...
"Backraunddan" kastım da zaten bu idi...
Sayın Hasretsenfonileri'nin, DemotikE'nin söyledikleri-yazdıklarına "güveni" Bendenizin onurudur. Bu güvenin hakkını vererek, laik olmaya çalışmakta düsturumdur.
Ama itiraf edeyim; "Yalan söyleyecek kadar yürekli olamadım."
Bunu kompliman olarak algılamayın ama, sizler gibi "aydın cumhuriyet insanlarının" var olduğunu bilmek bana direnç ve kuvvet veriyor.
Ve sansür nedenim; "...Bu Frenkenstein'ı halk değil siz yarattınız" demem...
Saygılarımla
Dostça kalın.
Sevgili Aziz;
Sansür konusunu kaleme aldığım bu yazımda, gelen yorum-yazıları bilhassa sansür etmemem gerek ama üzgünüm çok özel şeyler yazmışsın. Hele sizi hatırlamam için verdiğiniz mekan ve özel ilgi (hobi) ile ilgili bilgileri burada yayınlamam mümkün değil.
Sorunuzun benzeri çok. Bu gece kaleme alacak ve yarın e-postaya koyacağım.
Birde yazının bir yerinde "önde gelenler" kelimesi beni rahatsız etti. Bizim dost grubumuzda önde gelenler diye birşey yok. Olmaz. Olması da mümkün değil.
Ancak, fikrini ve kendini daha iyi ifade edenler yada bir konuda daha fazla katkıda bulunabilenler mevcuttur ki; Bu doğal. Dahası yok.
Ve son olarak müşterek merakımıza gelince. O konu benim için sadece; "Arada kafamı dinlemek için kaçışım" sürekliliği mümkün değil. Bu nedenle söz veremem.
Dostça kal.
Yorum Gönder