BLOGGER'a TEŞEKKÜRLER DemotikE

24 Kasım 2008 Pazartesi

İlk kez bir dini yazı

Bugünkü, bu satırları bilhassa e-posta dostlarım için kaleme alıyorum.
Dostlarım…
Biliyorsunuz, tarikat ve cemaatlerin içinde olmama, bu yapılara çok yakın ve içinde olmama, buralarda yenen herzeleri görerek yaşayarak kaleme almama, yapılan üçkağıtçılık ve dönen dolapları eleştirmeme anlatmama rağmen dini açıdan kaleme aldığım hiçbir konu olmamıştır.
Şu farkla; Konu itibari ile ancak bilgi niteliğinde yada belge olarak .kaleme aldıklarım olmuştur. Hepsi bu. Bakınız: Tüm yazılarım…
Ama bugün bir şeyler yazacağım.
Gerekli olduğuna inandığım için. Sizinde bilgilenmeniz için ve bir doğruda, artık dolduğum için….
Elbette bir duayen, ulema olmamakla beraber, siyasetin ve dinimizin, mutlak done ve ölçülerini de bilen insanım.
Şunu asla unutmayalım. (En başta söyleyeyim kafalar karışmasın. ) Ülkemiz koşulları içinde konuşuyor – siyaset yapıyor ve dinimizi yaşıyoruz. Maalesef bu ülkemizde oldukça karışık-sisli-kördüğüm bir durum.
Ne var ki; Ciddiyetle bakıldığında neyin ne olduğu aşikar. Ama bunun için emek gerek, gönül gerek, yürek gerek, vicdan gerek, namus ve dürüstlük gerek.
Siyasetin başladığı yerde din yoktur. Ama dinin başladığı yerde de siyaset yoktur…
Bu ne menem bir iş böyle? Ne yapacağız şimdi?
Aklı başında gelişmiş ülkeler bunu aşmış, ama biz hem aşamadık ve hem de aşmamız mümkün de değil.
Oysa; burada hiçbir sorun yok. Dinimiz, bu konuda kesin çizgilerini zaten koymuştur.
“Halk için, halktan yana yöneteceksin…”, “Yöneticiler hakka ve adalete uyacak.”, “Kimsenin hakkı kimseye verilmeyecek” diye başlayan ölçüler tamamen sosyalist ve komünist çizgileri gözümüze batırarak gösterir. Dini bir yönetim tarzı diye bir şey söz konusu değildir. Şeriat devleti yada anlayışında bir devlet öngörmez dinimiz. Hatta dahası buna izin de vermez….
“Ama yapıyor birileri. Ve savunuyor…” Evet doğru. Bu hatayı yapanlar mevcut. Hem de sayıları epeyce fazla.
Ne var ki; Bu gerçeği değiştirmez, değiştiremez.
Her zaman söylüyorum. “İşte Kuran, Yüce kitabımız orada alın okuyun”…
………
Dostlarım bu ülke insanı, sahtekar…
Üç kuruşluk beyinleri ile Tanrı’yı kandıracaklarını sanıyorlar.
Yada, kendilerini akıllı zannederek bazı ifadeleri çarpıtıp. “Ben böyle düşünüyorum” demekle paçalarını kurtaracaklarını sanıyorlar.
“Allah’la kul arasına girilmez”….
Nedir bu söz?... Nerede kullanılabilir?... Neyi-neleri kapsar?....
Paça sıkıştı mı; “Allah’la kul arasına girilmez…” Elbette girilmeyecek-girilemeyecek yerler var… Her can-kul kendisinden sorumludur.
Ama sen kalk, hem “müslümanım” de ve hem de “dinen konuşulması bile yasak olan ifadeleri” sözde demokrat ve paylaşımcılık adına sosyal bir ortamda dile getir. Bu yanlışı toplumla paylaş. Burada Allah’la kul arasına girmek değil. Doğrudan dine yapılan saygısızlığa tepkidir olay. Kaldı ki; Dinimiz bu konuda; “Bu insanları uyarın” der.
İnanmayan, hak yolunda olmayana sözümüz yok…
Eğer var ise; “Onun dini ona, benim dinim bana”…
………….
Aydın geçinenler, sırça köşklerinde dini donelerin zorluğu(!) nedeni ile ahkam keserler. “Allah’la kul arasına girilmez”, “Herkes kendi anlayışı çerçevesinde yaşayacaktır dinini”, “Benim anlayışım bu” gibi ifadelerin ardına saklanırlar.
Dinle – imanla ilgile tek adım atmazlar. İşlerine gelmez. Hep abdestli olmak, namaz kılmak, fakir fukarayı desteklemek, çocuk sevindirmek, yüce kitabımızı açıp bir sure okumak, hele bugünlerde cenazeye bile katılmak, cemaati olmak istemiyorlar. Gerekçe; “Yüreğim kaldırmıyor”. Yalan….. Bilmiyor. O cenazede ne yapacağını nasıl yapacağını bile bilmiyor.
Namazı geçtim, abdest almasını bilmeyen Müslüman geçinenden ne beklersiniz.
……….
İşte böyle…. Aydın geçinen zümre, dinden bu denli uzaksa, sahip çıkacak – savunacak bilgiden ve akıldan yoksunsa elbette bu boşluğu birileri dolduracaktı…
Doldurdular….
Çapulcu, bölücü, cahil, üçkağıtçı, sahtekar, istismarcı…..
Eeee… Elbette sonuçlarına da katlanacaksın tabi….
Sen, hem aydınım diyeceksin hem de din konusunda dingil olacaksın.
Din bilgisine (asgari) sahip olmayan kişi asla aydınım diye dolaşmasın.
Haddi değildir. O sadece bir zavallıdır….
………
Aydın olmak, eğitmen kişiliğe sahip olmak, aynı zamanda dini bilgileri de doğru olarak verebilmek niteliğini taşır…
Bakınız düşünce tarihine, düşünürlere. Tanrı’yı inkar eden, “yok” sayan bir tane bulamazsınız. Şu farkla; “Tanrı kavramı” farklılığı vardır.
……….
İslam dini; “Sana akıl verdik, düşünmez misin” der…
Yani bazı hususları kişi akıl yolu ile aşabilmelidir.
Ama ardından; “İnanmayan – uymayan hesap verecek” der.
Yani bazı hususlar da tartışılamaz bile….
Şimdi iki örnek verelim: Peygamber Efendimizin zamanında kullandığı misvak bugün yerini diş fırçasına bırakmıştır. Günümüzde hala misvak arayana: “Sana akıl verdik, düşünmez misin?”
“Ahiret hayatını kim biliyor? Giden gelen mi var?” diyen Kuran-a hakaret etmiş olur. Ötesi kul dinden çıkmış, günahkar olmuştur. Çünkü; Allah’ın birliğine, Peygamber Efendimizin onun elçisi olduğuna inanan mümin, kayıtsız ve şartsız, Kuran-ın Tanrı katından olduğunu bilir ve inanır. Bunun aksi: “İnanmayan – uymayan hesap verecek”…
……..
Dini bilgilerden yoksunluk, bazı başkaca hataları da getirmekte…
“Sen, benim günaha girmeme neden olamazsın…” gibi.
İslam da, “vesile” vardır. Bir konuda artı olarak söylenen, karşı taraftan artı olarak cevap yada tepki – hareket alır. Bu artının ortaya çıkması yine artı günah yada sevabı getirir.
Burada; Vesile olan sevapta muhatabı ile eşit kazandığı gibi… Günah ta da eşit kaybeder…
Dini bilgi yoksunluğu bu gerçeği görmeyi engeller elbet….
İşe burada dahası ve acısı; Muhatabınızın duyarsız ve sorumsuz olması. Ne kötü duruma düştüğünü bilmeniz ama yardımcı olamamanız. Burada, bilgi eksikliği “küstahlık” getirmekte.
Sonuç olarak daha büyük günaha vesile olmamak için “münevver” kişi hemen arkasını dönmelidir.
Şimdi dikkat; “O hadi bilgisiz, ya sen… Sen sebep oldun bu olayda dine (küfür) edilmesine, bunun fazlalaşmasına. Sana katımızdan bilgi verdik. Bu nimeti kötüye kullandın.“ denecek ve hesabı verilemeyecek bu duruma düşülecektir.
İslam da, bilginin verildiği, bu nimeti elde etmiş kişiler, örneğin öğretmenler-hocalar daha büyük bir yükün altındadır. Hesap günü onlara daha ağır sorular sorulacaktır. Çünkü; Bu nimet o kişilere boşuna verilmemiştir.
Elimden geldiğince açık ve net ifadeler kullanmaya çalıştım…
Bu ateşten bir gömlek. İnanç, çocuk oyuncağı değildir.
Ya gerçekten “müslümanım” der bu gömleği adam gibi giyersiniz….
Ya da haddinizi aşan konuşmalardan kaçınırsınız.
Dostlarım.
Bugün farklı…
Biraz buruk… Biraz kırgınım….
Ama huzur içindeyim.
Dostça kalın.

Hiç yorum yok: