BLOGGER'a TEŞEKKÜRLER DemotikE

15 Ağustos 2008 Cuma

Siyasette "izm"ler - Siyaset sözlüğü (6)

STATÜKO-CU
Son durumun muhafaza edilmesi. Yasa ve anlaşmaların en son hali. Bu halin muhafazasına çalışma. Bunun takipçisi olup savunanı.
Bu son durum, normal olmayanı yada çök kötü olanı da kapsamakla birlikte, yeni gelişmelerin kayba neden olacağı düşüncesi ile uygulanan durağan politika.
Ülkemizde, genellikle kötü yüzü ile anlatılan ve tanımlanan bu stratejik politika aslında son derece (siyasi açıdan) milliyetçi tarz ve yapılarda kendini gösterir.
Dünya üzerinde genellikle, yayılmacı yada sadece kendi ülke menfaatlerini gözeten politikalara karşı hemen hemen en aktif olarak uygulanan akıllı bir stratejidir.
Kötü maksatla kullanıldığı yerler yokmudur? Elbette var.
Net bir örnekle tamamlayayım:
Bugün ülkemizde, Milliyetçi çizgilerde KKTC’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı için uyguladığı haklı “statüko”culuğuna Rauf Denktaş’ın eleştiri getirenler, bu konuda adamı yerden yere vuranlar.
Türkiye’de seçim yasalarını adam etmeye çalışmıyorlar. Lider sultasını yok edecek, seçim barajını demokrat bir çizgide olması gereken teamüllere uygun hale getirmek için teklif bile vermiyorlar.
İşte “statükoculuk” göründüğü üzere, halka ve vatana ihanet çizgilerine bile böylece gelebiliyor.

MASON-LUK
Ülke, çıkar ve yasalarına tamamen bağlı, üyelerini elit ve seçkinlerden seçen, gerektiğinde ülkeye lojistik ve stratejik her tür desteği sağlayan ve bunun yanında üyelerini ve çevresini çok özenle koruyan, yasal fakat herkese açık olmayan dernek-kuruluş-örgüt.

LOCA
Masonların, kendi ülkelerinde yada başkaca ülkelerde açtıkları şubeler-örgütler.

Masonluk-mason konusu aslında çok derin bir konudur. Tamamen bir ülkenin menfaatleri çizgisinde oluşturulmuş, siyasetten ekonomiye, ticaretten askeri anlaşmalara kadar boyutu hemen her konuya el atan bir yapısı vardır.
Ülkemizde gerçek içyüzü tam olarak bilinmeyen bu çok özel yapı ile ilgili olarak kısaca birkaç şey söyleyeceğim.
Her ülkenin masonları vardır. Gerçekte masonluk bir ülke için olmazsa olmazlardandır.
Siyasetin tıkandığı her noktada masonluk problemleri ya çözer yada çözüm yolunda tıkanıklığı açma çalışmalarını yapar.
Ülkeler arasındaki, siyasi anlaşmazlık ve ödün vermeyen tutumlarda masonluk yine çözüme katkıda bulunan bir unsurdur.
Ülkenin, en elit en aydın en zengin kişilerinin bu yapının içinde olmalarının nedeni budur.
Gerçekte, bunu vatandaşa açık açık mertçe söyleyecek, hele hele ülkemizde bunu yapacak yürekte adam (bugüne dek çıkmadı-çıkacağını da sanmam) yok ama ben bu konuda ilk olup söyleyeceğim; Hiçbir ülkeyi tek başına devletin doğrudan kendisi yönetmez.
Hoş, bugün artık gelişmiş ülkeler masonluğu gerek adı ve gerek yapısı itibariyle çok daha farklı boyutlarda kullanmakta, o da bir başka mesele.
Ama netice olarak, ülke menfaatleri çizgisinde olması-yapılması gerekendir.
Bizdeki gibi, kendi ülken yerine başka ülke menfaatleri için yapılmasının tek adı vatan hainliğidir.
Konuyu anlayan anlamıştır. Daha fazla deşmeye gerek görmüyorum.

MONETEİZM-MONETEİST
Tek tanrı tanıma. Tek tanrıcı

POLİTEİZM
Çok tanrıcılık

ATEİZM-ATEİST
Tanrının var olduğuna inanmamak – Tanrıya inanmayan.

DEİZM-DEİST
Vahiy ya da kilise ve benzeri öğretilerinin her türlüsüne (dinsel açıdan) karşı çıkan buna karşılık belirli bir dinsel bilgi bütününü herkesin doğuştan taşıdığını ya da eğitim ve akıl yolu ile elde edebileceğini savunan görüşe denir. Deizm, tanrı gücünün sadece yaratma ile sınırlandığını ve bir kez yaratıktan sonra dünyanın hiçbir işine karışmadığını savunur.

İNİSİYASYON
Ruhani gücü olduğuna inanılan bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metodlu olarak, bir yada birilerini özel olarak eğitmek şeklinde tanımlanmaktadır.

TRADİSYONALİZM
Kişi veya topluluk düzeyinde ve gündelik yaşamdan başlayarak her şeyin - her unsurun zaman ve mekanı aşan ilahi-kutsal ilkelere dayalı olması gerektiğini iddia eden felsefi ve mistik düşünce.

RETORİK
Hitabet sanatı, belagat. Genellikle ikna teknik veya sanatı diye anılır.

RİTÜEL
Gelenek – Geleneksel.

ENTEGRASYON
Bütünleşme – Birleşme.

ENTERNASYONALİZM
Uluslararası çıkarların, ulusal çıkarlardan önemli olduğunu savunan görüş.

(Devam edecek)

5 yorum:

hamdivehusnucan dedi ki...

merhaba,nasılsınız,linda nasıl .umarım mav mav ları geçmiştir.bizim gül mav mav derken anne oluveriyor galiba.şimdi uyuyor devamlı.eşinize ve size sonsuz selamlar.lindaya haydutlardan selamlar.yazılar bilgilendirici.devamını bekliyoruz..

Demo dedi ki...

Linda'nın "mav mav"ları dün nihayete erdi :)
Gül'ün sizi "bebek"lendirecek olmasına sevindim...
Ne varki, Linda'nın böyle bir şansı yok. Herhangi bir operasyon (çocukların ısrarına rağmen) yaptırmadım ama. Kızımın "mav mav" dönemlerinde erkek arkadaşlarıyla olmasına izin yok :)
Bize bir eşkiya yeter. Çeteye izin veremem :)
Eşkiya'nın da haydutlara çok selamı var.
Selamlarınızı ilettiğim eşiminde size ve haydutlara selamı var.

Yazı konusunda gerçekten (şimdilikte olsa) zordayım.
Çünkü inanın, müthiş yoğun bir tempodayım. Havaların sıcak olması, olmazsa olmaz şehirler arası geçişler bendenizi çok yordu.
Pekçok yerde, kablosuz ağ bulma sorunuda cabası. Evlenme çağında 3 erkek çocuk babası olmam da, bazı yüksek teknoloji içeren malzemeyi kullanmamı da "haksızlık" gibi görmeme neden oluyor.
Bu durumda da "olan yağımla kavrulmaya" çalışıyorum.
Ama yazılar aksama olsada devam edecek. Çünkü, hala nefes alıyor, kendi ihtiyaçlarımı kendim karşılayabiliyorum. Çok şükür.
Teşekkürlerimle.
Dostça kalın.

Adsız dedi ki...

merhaba sayın demotike,
nasılsınız, birkaç gündür sevgili zehra hanıma yorum yazıyor ama gönderemiyordum, az önce zehra hanıma yorumum gitti sevindim umarım size de kazasıbelasız gönderebilirim,
size uzun bir yorum yapmıştım ama gönderemedim boşa gitti...bu hükümetin bu yaptıklarının belki de sonunda hayra varacağını düşünüyorum iyice batırsınlar, iyice berbat etsinler, -deli olduğumu düşünecek herkes- ama bir musibet bin nasihattan evladır derler, ne yapsalar milletin umurunda değil, televizyonları açıyorum herkes ZİL TAKIP OYNUYOR, karı koca bulma programları, çok affedersiniz osuruktan prenses Perfinyalar, kulinalar, sulinalar, o zaman bu millet her şeye müstahak -arada bizler yanacağız- ama sonunda iyice içine -çok affedersiniz etsinler o zaman o zil takıp oynayanların da aklı başına gelecek..
tabii bunlar naçizane kendi fikirlerim..
sevgilerimle

Demo dedi ki...

Yorumunuzu aldım. Uçmadı.
Cevapladığım bir yazınızdı.
Atatürkçü Yurtseverler Birliği'ne bir kendini bilmezin yazdığı yazıyı, sizlerle paylaşmıştım. Yorumunuz o yazının altında idi. Fakat yazının arşiv önemi olmadığından (kişisel) bir süre sonra bu yazıyı sildim. Dolayısı ile altındaki yorumlarda bu şekilde "uçmuş" oldu.

En sevmediğim sözlerden biride; "Bir musibet, bin nasihatten iyidir". Evet, sevmiyorum. Keşke bu musibeti yaşamadan kişi anlasa gerçeği...
Ama olmuyor. İstemesek ve arzu etmesekte "o musibet" yaşanıyor.
İzlediğim ve netice olarak gördüğüm o ki; (isteyen katılır isteyen katılmaz) Bilinçli bir şekilde, planlı ve programlı olarak halkımız bilhassa kültür ve adamlıktan-insanlıktan uzaklaştırılıyor.
Yıllardır dilimizde tüy bitti. "İnsanımız okumuyor" diye.
Aydın geçinen, bu ülkede medyatik olarak önde olanları izliyorum.
"Okumakla olmuyor bu işler" diyecek kadar uçmuşlar. Gerçekler elbette ayrıntılarda gizlidir. Bir haklılık payı elbette olan bu sözler, bizim gibi ilkel toplumlarda edilmemeli. Aydın olmak odur. Dün bu sözün bir benzerini kalabalık ortamda ettiğimde; "Hangi ilkel toplummuş bu? Teknolojinin babasını kullanıyoruz...." cevabı aldım.
Burada uzatmadan cevabımı özetleyeyim:
"10 yaşındaki çocuğun elinde cep telefonu, sadece chat için alınan dizüstü bilgisayarlar, çevreye saygı bilincinden yoksun cep tel. kullanımları, trafiğe ve trafik ışıklarına varan günlük yaşam edepsizlikleri, şehirde yaşayıp ama bir türlü şehirli olmayan ve asla olamayacak beyinler. Yetkililerin açıklamaktan özenle kaçındıkları kadınların en fazla trafik kazası yapanları türban takanlar. Ve ilkellik mi? Kimin cebinde bir kalem var acaba?..."
Sustu arkadaş... Kişi söylediği ve ağzından çıkanın tam bilincinde olabilmeli.
Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az...
Dostça kalın...

Adsız dedi ki...

günaydın,
bir musibet bin nasihattan iyidir sözcüğünü ben de sevmem, isterim ki, -aynen dediğiniz gibi- o musibetler olmadan insan akıllı olsun, gelecek tehlikeyi görsün, ama işte olmuyor, bizim millet illa başına kötü bir şey gelmeden akıllanmıyor, bunu bazen kendi evlat veya yeğenlerimiz vs. bile yapıyor, kızıyorum bak evladım bir musibet bin nasihattan iyidir, bak sonra pişman olursun diyorum..hatta bazen kendim bile buna uymam ne bileyim mesela dişlerimi günde 3 kez fırçalamak gibi, ama 2 kezle idare ediyorum halbuki dişim ağrıyıp çürüyünce aklım başıma geliyor, yani ben bile bazen maalesef bir musibet olmadan akıllanmıyorum..ilkellik konusunda AYNEN sizin gibi düşünüyorum, teknolojinin nimetleri uygar olduğumuzu göstermez, Mercedes arabanın camını açıp sokağa tükürenleri veya küllük boşaltanları, dış görünümü lüks, apartmanlardan halı siklenleri, elindeki laptopla forum sitelerine yazı yazarken ilkokul düzeyindeki imla kurallarından bile habersiz olanları, cep telefonuyla 'haa, höö, ööö alooovvv' diye bağıra çağıra konuşan çok affedersiniz öküzleri yeterince, kedi, köpek görünce tiksintiyle yüzün buruşturanları sıksık, bolca görüyorum, gazete alan yok, kitap okuyan yok, yani ilkel deyince illa yüzleri boyalı, yarı çıplak Amazon yerlisi olmak gerekmez..kravatlı, takım elbiseli insanların sokağa tükürdüğünü de tiksinerek midem bulanarak görüyorum..
siz de dostça kalın...