BLOGGER'a TEŞEKKÜRLER DemotikE
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2009 Cumartesi

Atatürk'ün, Ordumuza son seslenişi...

Mustafa Kemal'in, ebediyete intikalinden on iki gün önce yayınlanmış olan bu mesajı, O'nun içinde yetiştiği silahlı kuvvetlerimize son seslenişi, son selamı ve vasiyeti olmuştur.
İçimden geldi, bugün de ben yayınlayayım dedim...
"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan, her zaman zafere beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk Ordusu!Memleketini en buhranlı ve müşkil anlarda zulümden, felâket ve musibetlerden ve düşman istilâsından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.Bugün, Cumhuriyetin onbeş yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk Milleti'nin huzurunda kahraman Ordu, sana kalbi şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.
Türk Vatanı'nın ve Türklük Camiası'nın şan ve şerefini dahili ve harici her türlü tehlikeye karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir iman ve itimadımız vardır.Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlarla bir kat daha kuvvetlenerek, büyük bir feragatı nefis ve istihkarı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatle Kara, Deniz, Hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve tebriklerimi bütün ulus muvacehesinde beyan ederim.

Cumhuriyet Bayramı'nın Onbeşinci Yıldönümü hakkınızda kutlu olsun."

Bizler unutmadık, unutmayacağız...
Dilerim, ordumuzda unutmaz.

Dostça kalın.

8 Ocak 2009 Perşembe

Sorular ve acı gerçekler

Yıllarca hep söylendi, yazıldı çizildi.
Ülkemiz, gerçek aydın ve cumhuriyetçileri bas bas bağırdı.
“Bunların demokratik haklarla bir ilişkileri ilgileri yok. Bunların tek hesabı cumhuriyet ve ulus devleti yıkıp yerine, şeriat yönetimi kurmak. Siyaset – politika asla ama asla dini düzen – yapı ve doneler üzerine yapılamaz. Böyle bir düzeni istemek ve yandaşı olmak, en başta sosyal adalet, kişi hak ve özgürlükleri ve netice olarak demokratik olmayan bir yönetime götürür….” Ve malum, dahası hep söylendi…
Bugüne dek yazdığım yazılara dikkatle bakarsanız; Aydın kesime ve doğrudan halkımıza hitap etmeye çalıştım. Ve bendenizde dilim döndüğünce bu konuyu bu çizgiden ele aldım.

Daha bir hafta öncesine kadar “Ermenilerden Özür Dileme” kampanyasına katılanları neden eleştirdim, eleştirdik…
Daha düne kadar, aydın geçinen yazarlara; “Demokrasi papağanlığı yapacağınıza, bu ülke gerçeklerine eğilip, yağmalanan ve yerle bir edilen cumhuriyet değerlerine sahip çıkın” diye neden feryat ediyoruz…
Yani işimiz gücümüz yok. Laf olsun diye, gerçek olmayan şeyler mi söylüyor ve uyduruk mesnetsiz hikayeler yaratıp, birilerine çamur atma yada iftira peşindemiyiz…

Bu daha ne kadar açık söylenebilir?
Bugün yaşadığımız olayların, yapı taşları ve belgeleri ile ilgili daha başka ortaya ne koyulabilir?

Ülkemiz insanı, her şeyden önce bilgide “fakir”, kültürde “yoksun” olduğu gerçeğini hem bilmiyor ve hem de bu gerçekle yüzleştiğinde bu kez de “yiğitliğe bok sürmemek için” kabul etmiyor. Varsa yoksa hamaset. Varsa yoksa sözde milliyetçilik.
Beyler… Bu işler meydanlarda elinde bayrak sallamakla, camına çerçevene bayrak ve Atatürk posteri yapıştırmakla olmuyor.
Gezin blog sayfalarını. Bayrak, Atatürk resimleri ve cumhuriyetle ilgili malzeme dolu…
Sayfaların ziyaretçilerine bakın bakalım kaç kişi.
Birde İslamcı sayfalara girip bakın. Bakın bakalım ziyaretçi sayıları ne anlatıyor.

En anlaşılır ve kısa yoldan bir kez daha yineleyeceğim.
Türkiye’de çok partili döneme geçildiği ve ilk seçimlerin yapıldığı dönemde, gelen yeni iktidarla birlikte Türkiye dışa bağımlı ve başka ülkelerin kontrolüne terk edildi.
İşçi – köylü yani emekçi ülkesi olan ülkemiz halkı sürekli yalan ve sahtekarlıklarla kapitalistlerin “sağcı”ların kucağına atıldı.
Geçin komünizmi, solculuk bu ülkede dinsizlik – imansızlık diye anlatıldı ve halkımızın çok ciddi bir bölümü bugün bile hala bunun gerçek olduğunu söyleyebiliyor.
Böyledir… Kişi eğer doğrudan gerçek bilgiye kendisi ulaşamaz ise birileri o boşlukları dolduracaktır. Bu da burada yalan dolan iftira olarak karşımıza çıkıyor.
İşte bu şekilde sağcı hükümetler gerçekte çok az olan ülkemiz sermayedarlarını palazlandırarak çoğalttılar. Doların bir gecede %200 arttığı günün bir gün öncesinde, birilerinin evini barkını-altınını parasını dövize yatırdığını kaç kişi biliyor.
Bu adamlar kim? Bu bilgi nereden geldi? Bu neden yapıldı?
Sağcı iktidarlar eğitim ve öğretimdeki yapı taşlarını teker teker bozarken, eğitim kurumları eğitim veremez hale gelirken çok konuşuldu ama sonuç değişmedi.
“Üniversite için kurs almak şart” – “Üniversite soruları kursta açıklanıyor ama normal sıradan okul kitaplarında bu konu yok bile”…
Bu sanki olması gereken bir doğru gibi yutturulurken halka aydın geçinen it-kopuk sadece bakıyordu…
Uluslararası anlaşma ve ticari işbirliği adı altındaki yutturmacalarla tarım alanlarımız daraltıldı. Köyünde son derece verimli olan köylü, şehirlere göçe zorlandı.
Üretimin azalması bir yana üretim kalemleri azalma çalışmaları yapıldı.
Arada gelen bazı solcu yada koalisyon hükümetleri bu durumu düzeltmeye çalıştılar ama sonuç almaları mümkün değildi. Çünkü, anlaşmalar ve atılan imzalar, bırakın kendi dönemlerini daha sonraki yılları da kapsıyordu. Yani, felaketi gören hükümetlerinde elleri kolları bağlanmış durumda idi.
Bu arada başka anlaşmalar yaparak bu zararları telafi etmek isteyen gerek lider ve hükümetler ise görünmez (!) el ve çalışmalarla al aşağı edildiler….
Tabi bu arada bazı darbeler yaşadık… Bugün hala doğru anlatısının zor bulunduğu örneğin 1960 ihtilali.
Geçen zaman içinde anlatı ve yorumlar dahası gerçekler saptırılarak vatan hainleri – sahtekarlar sütten çıkmış ak kaşık haline getirildiler. Neden acaba bu dava dilekçelerinden başlayarak isnat edilen suçlar, mahkeme tutanakları, ifadeler bir türlü ciddi olarak kamu oyu ile paylaşılmadı. Yayınlamaya kalkan gazeteler daha 2. yayın gününde bu yayınları kestiler.
Yine bu arada, Talat Aydemir olayını yaşadık… Tek kelimesi gerçeği yansıtmayan ifade anlatı ve bayanatlarla…. Bugün dahi; “Yahu nedir bu olayın aslı” diyen yada “Budur” deyip anlatan yazar çizer aydın mı var?....
Anlatmaya çalıştığım; Sağcı hükümetler kendilerine verilen görevi bu ülkede yaptılar. Bu bugünlerin alt yapısı idi. Arada bir kurumlar henüz işlerliğini yitirmediği için, gerek erken seçimlerle hükümet değişiklikleri ve gerekse başkaca darbeler – ihtilaller yaşadık.
Ama artık bugün çok farklı…
Artık her yanımızdan kuşatıldık…
Ülkenin artık ödenmesi mümkün olmayan bir borcu var.
Üretimimiz, üç otuz parayla önümüzdeki onlarca yıllık ipotek altına alınmış.
Sermaye ve para hareketlerinin yönetimi artık islami sermayenin eline geçmiş.
“Sağcılık-solculuk artık kalmadı” yutturmacası ile sosyal sınıf farklılıkları büyütülerek uçurum haline getirilmiş ve bu arada emekçinin sendika-sosyal hak ve iş güvenliği çizgilerinde tüm hakları ellerinden alınmış.
Yoksul hale getirilip, açlık çizgisinde olan halk sigorta-sağlık ve asgari geçim şartları da elinden alınmak üzere.
Eeeee…. Totaliter bir yönetim için bunlar olmazsa olmazlardır elbet.
“Milliyetçiyim” der, Türklüğü orta Asyalarda aramaya kalkarsan,
“Milliyetçiyim” der, İstiklal Marşımız okunurken adam gibi hazır ol da durmak yerine, elinle kolunla sapık-supuk işaretler peşinde olursan,
“Milliyetçiyim” der, sivilce kadar beyninle faşist bir partide çözüm ararsan, elbette başına gelecekler bugün bu ve yarının karanlıkları olacaktır.
“Atatürkçüyüm” der, O’nun “Nutuk”unu okumamışsan,
“Atatürkçüyüm” der, müteahhitler partisi peşinde koşarsan,
“Atatürk’ün kurduğu parti” der, Atatürk’ün dışladığı politikaları uygulayan parti olduğunu anlamazsan-bilmiyorsan,
“Cumhuriyetçiyim” der, cumhuriyetin kaleleri tek tek yıkılır ve ele geçirilirken kılını kıpırdatmayan partiye hala yandaşlık ediyorsan,
“Cumhuriyetçiyim” der, Meclis’te cumhuriyet aleyhine alınan kararları destekleyen partilerden hala dingilce beklentilerin varsa,
Bu ülkenin aydınları gerçek cumhuriyetçileri teker teker içeri alınarak, susturulup saf dışı edilirken; “Mutlaka bir suçları var” diye düşünüyorsan,
Yine bu ülkenin aydınları gerçek cumhuriyetçilerine atılan iftiraları, çamurları anlamıyordan öte, kalkıp birde internet üzerinden; “Bakın bu adam Kürtlerin yandaşı imiş” diyerek, bu namussuzluklara birde alet oluyorsan…
Gelecekten; kendin, ailen, çoluk – çocuğun, ülken için ne bekleyebilirsin.
Bunu “hak” ettin mi ki…
Kendi ülkesi elden gitmiş, Filistin derdinde millet.
İsrail elbette sütten çıkmış kaşık değil ama, asıl ateş kesin bitmesinden sonra Hamas’ın İsrail’e yaptığı saldırılar basınımızda medyada hiç yer almadı. İsrail roketleri ile vurulan okuldaki öğrencileri halkımıza gösterenler, Hamas’ın İsrail’de vurduğu çocukları neden göstermiyor acaba?
İşte, böyle tek taraflı yada yanlı yayınlara aldanırsa kişi ne yaptığını bilemez.
Camilerde, bağış kutularında 3 günde Filistin için 6 milyon dolar toplandığını biliyor musunuz?
Bu bağış paraları kimlerin cebine girdi acaba?

Daha ne diyeyim dostlar.
Sahteker, üç kağıtçı insanımızın bazı şeyler işine de geliyor.
Eskiden bir kız, tecavüze uğradığı zaman uğradığı sonuç nedir hepimiz biliyoruz.
Ama bugün öyle mi; İş çok kolaylaştı artık.
“İmam nikahlı kısa bir birlikteliğim oldu”….
Dedin mi iş bitti…

Dostça kalınız.

23 Aralık 2008 Salı

Ulus devlet olmak

Bugün, Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan bir habere göre; İngiltere içinde faaliyet gösteren PKK’ya terör yasası çerçevesinde operasyonlar düzenleniyor ve netice olarak yığınla örgütsel döküman ele geçiriliyor.
Benimde elde ettiğim bilgilere ve yine Milliyet’te de yer alan habere göre; Örgütün ilişkileri, faaliyeti hakkında da ciddi bilgiler MI-5 (İngiliz İstihbaratı) ‘in eline geçmiş durumda.
Hoş… MI-5, PKK ile ilgili araştırma-sonuç raporunu, 2001’de ABD ve Türkiye başta olmak üzere tüm birleşmiş milletler üyelerine ve ayrıca Sovyetler’e vermişti.
Şimdi, burada merak ettiğim(!) 3 husus var.
Birincisi: PKK terör örgütünün İngiltere sorumlusu olarak faaliyet gösteren "Dr.Hüseyin" kod adlı Selman Bozkur yine İngiltere’de sanırım 2 ay kadar önce yakalanarak, sınır dışı edilmişti. Bu adam, Interpol tarafından (kırmızı bülten) aranmasına rağmen neden sadece sınır dışı edildi?
İkincisi: PKK’nın, Türkiye’deki radikal İslamcı tarikat ve cemaatlerle doğrudan ilişkisi olduğu gerçeği, (henüz rapor açıklanmadı) neden tüm Avrupa’da kamuoyuna açıklanırken ülkemizde açıklanmıyor?
Üçüncüsü: PKK terör örgütü ile gerçekte en büyük belada (şimdilik) olan ülkemiz, İngiltere’nin bu son operasyonları ile ilgili bilgi almak ve yurt içi PKK faaliyet suç dosyalarına bu raporları da eklemeyi neden “pas” geçiyor?
Olay yeni, yetkililer gereğini yapacaktır…
Sakın böyle düşünmeyin. İngiltere yakaladığı Selman Bozkur’u sınır dışı ettiğinde, “Yahu bu adam aranıyor. Neden serbest bıraktınız?” diyen mi oldu…
……
Aptal değiliz anladık… Kimler kimleri neden ve niçin koruyor biliyoruz.
Peki… İngiltere başta bu ülkelerde bu tür operasyonlar neden yapılıyor?
İşte bugün aldığım güzel soru bu….
Cevap kısa ve basit…
Onlar ulus devlet ve gerek ülkesini ve gerekse yurttaşını koruyup kolluyor.
Kendi yarattıkları Frankenstein’ın zaman içinde kendilerine de zarar vermesini böylece önlüyorlar. Yani her şey kontrolleri altında…
Bizdeki gibi, örneğin; Capitol – Perpa – Carrefour gibi çoklu işyerlerinin olduğu bölgelerde, Fetullahçılar’ın, tarikatların at oynatmasına izin verir mi adamlar…
Bedava dağıtılan, işyerlerinin kapılarına hergün bırakılan gazeteler için; “Nereden geliyor bu değirmenin suyu” diye sormaz mı?
Biz hala ne olduğunu öğrenemedik ama; Onlar, Mustafa Kemal’in; “Bağımsızlık karakterimdir – İstikbal göklerdedir – Muasır medeniyet – Hakimiyet ulusundur – Cumhuriyet karakterimdir” düsturundan ders almış, gerçek bir devlet adamının söylediklerini ciddiye alarak uygulayan ülkeler.
ABD’nde, Houstun’a yolunuz düşerse, NASA’ya gidin. (Serbest gezi bölgeleri var)
Girişte kocaman mermer bir plaket göreceksiniz. Şöyle yazar üstünde; “Gelecek (İstikbal) gökyüzündedir”. Altında Mustafa Kemal’in adı yazılı değildir.
Kimileri “Yazılı” der. İnanmayın yalan.
Dostça kalın.

15 Ağustos 2008 Cuma

Siyasette "izm"ler - Siyaset sözlüğü (6)

STATÜKO-CU
Son durumun muhafaza edilmesi. Yasa ve anlaşmaların en son hali. Bu halin muhafazasına çalışma. Bunun takipçisi olup savunanı.
Bu son durum, normal olmayanı yada çök kötü olanı da kapsamakla birlikte, yeni gelişmelerin kayba neden olacağı düşüncesi ile uygulanan durağan politika.
Ülkemizde, genellikle kötü yüzü ile anlatılan ve tanımlanan bu stratejik politika aslında son derece (siyasi açıdan) milliyetçi tarz ve yapılarda kendini gösterir.
Dünya üzerinde genellikle, yayılmacı yada sadece kendi ülke menfaatlerini gözeten politikalara karşı hemen hemen en aktif olarak uygulanan akıllı bir stratejidir.
Kötü maksatla kullanıldığı yerler yokmudur? Elbette var.
Net bir örnekle tamamlayayım:
Bugün ülkemizde, Milliyetçi çizgilerde KKTC’nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı için uyguladığı haklı “statüko”culuğuna Rauf Denktaş’ın eleştiri getirenler, bu konuda adamı yerden yere vuranlar.
Türkiye’de seçim yasalarını adam etmeye çalışmıyorlar. Lider sultasını yok edecek, seçim barajını demokrat bir çizgide olması gereken teamüllere uygun hale getirmek için teklif bile vermiyorlar.
İşte “statükoculuk” göründüğü üzere, halka ve vatana ihanet çizgilerine bile böylece gelebiliyor.

MASON-LUK
Ülke, çıkar ve yasalarına tamamen bağlı, üyelerini elit ve seçkinlerden seçen, gerektiğinde ülkeye lojistik ve stratejik her tür desteği sağlayan ve bunun yanında üyelerini ve çevresini çok özenle koruyan, yasal fakat herkese açık olmayan dernek-kuruluş-örgüt.

LOCA
Masonların, kendi ülkelerinde yada başkaca ülkelerde açtıkları şubeler-örgütler.

Masonluk-mason konusu aslında çok derin bir konudur. Tamamen bir ülkenin menfaatleri çizgisinde oluşturulmuş, siyasetten ekonomiye, ticaretten askeri anlaşmalara kadar boyutu hemen her konuya el atan bir yapısı vardır.
Ülkemizde gerçek içyüzü tam olarak bilinmeyen bu çok özel yapı ile ilgili olarak kısaca birkaç şey söyleyeceğim.
Her ülkenin masonları vardır. Gerçekte masonluk bir ülke için olmazsa olmazlardandır.
Siyasetin tıkandığı her noktada masonluk problemleri ya çözer yada çözüm yolunda tıkanıklığı açma çalışmalarını yapar.
Ülkeler arasındaki, siyasi anlaşmazlık ve ödün vermeyen tutumlarda masonluk yine çözüme katkıda bulunan bir unsurdur.
Ülkenin, en elit en aydın en zengin kişilerinin bu yapının içinde olmalarının nedeni budur.
Gerçekte, bunu vatandaşa açık açık mertçe söyleyecek, hele hele ülkemizde bunu yapacak yürekte adam (bugüne dek çıkmadı-çıkacağını da sanmam) yok ama ben bu konuda ilk olup söyleyeceğim; Hiçbir ülkeyi tek başına devletin doğrudan kendisi yönetmez.
Hoş, bugün artık gelişmiş ülkeler masonluğu gerek adı ve gerek yapısı itibariyle çok daha farklı boyutlarda kullanmakta, o da bir başka mesele.
Ama netice olarak, ülke menfaatleri çizgisinde olması-yapılması gerekendir.
Bizdeki gibi, kendi ülken yerine başka ülke menfaatleri için yapılmasının tek adı vatan hainliğidir.
Konuyu anlayan anlamıştır. Daha fazla deşmeye gerek görmüyorum.

MONETEİZM-MONETEİST
Tek tanrı tanıma. Tek tanrıcı

POLİTEİZM
Çok tanrıcılık

ATEİZM-ATEİST
Tanrının var olduğuna inanmamak – Tanrıya inanmayan.

DEİZM-DEİST
Vahiy ya da kilise ve benzeri öğretilerinin her türlüsüne (dinsel açıdan) karşı çıkan buna karşılık belirli bir dinsel bilgi bütününü herkesin doğuştan taşıdığını ya da eğitim ve akıl yolu ile elde edebileceğini savunan görüşe denir. Deizm, tanrı gücünün sadece yaratma ile sınırlandığını ve bir kez yaratıktan sonra dünyanın hiçbir işine karışmadığını savunur.

İNİSİYASYON
Ruhani gücü olduğuna inanılan bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metodlu olarak, bir yada birilerini özel olarak eğitmek şeklinde tanımlanmaktadır.

TRADİSYONALİZM
Kişi veya topluluk düzeyinde ve gündelik yaşamdan başlayarak her şeyin - her unsurun zaman ve mekanı aşan ilahi-kutsal ilkelere dayalı olması gerektiğini iddia eden felsefi ve mistik düşünce.

RETORİK
Hitabet sanatı, belagat. Genellikle ikna teknik veya sanatı diye anılır.

RİTÜEL
Gelenek – Geleneksel.

ENTEGRASYON
Bütünleşme – Birleşme.

ENTERNASYONALİZM
Uluslararası çıkarların, ulusal çıkarlardan önemli olduğunu savunan görüş.

(Devam edecek)

3 Temmuz 2008 Perşembe

Ülkemizde, yargı siyasallaşmıştır

Son gelişmelere bakıyorum;
Zaten beklediğim, olacağını herkes kadar tahmin ettiğim “toz duman”.
Her kafadan bir ses yükseliyor…
Vatanperver, cumhuriyetçi, Kemalist ve Atatürkçü olmanın nerede ise “en büyük hata ve yanlış” olduğunu söyleyecek birileri.
Eeee… Tabi bu arada bu onurlu kavramlar da yerlerde sürükleniyor.
Amaç zaten bu kavramların, halk içinde “kemikleşmiş – ciddi” yapısını bozmak.
Ülkemiz için olmazsa olmazlıklarını yok etmek.
Radikal İslamcıların bilhassa arzu ettikleri zaten bu… Planlar bunun üzerine kurulu.
CIA’de bu konuda Radikal İslamcılara müthiş destek veriyor. Bilgi konusunda müthiş lojistik destek sağlayan CIA aynı zamanda stratejik planlarını da bu yolla uygulama fırsatı bulmuş oluyor.
Bu konuya dar çerçeveden bakarak, asıl gerçekleri görmeyerek ahmaklık yapmayalım…

Aydın geçinen, halka sesini duyurma imkanını bulmuş muhalefet, basın, hukuk, sivil toplum örgüt ileri gelenlerine bakıyorum.
“Yargı aman siyasallaşmasın…”, “Yargının siyasallaşma durumu söz konusu…”, “Yargıda siyasallaşma gibi bir durum ortaya çıkabilir…” diyorlar…
Ohaaaa... Pes doğrusu… Dahası mı var be….
Bir sürü vatan evladı bir senedir içeride beyler, sorgusuz sualsiz, mahkeme edilmeden içerde tutuluyorlar. Dahası mı var bu işin.
Resmen yargı şu anda, bu uygulamalar ile siyasallaşmıştır.
Neden arkadaş çıkıpta adam gibi, yiğitçe; “Yargı siyasallaşmıştır” demiyorsunuz.
Tamam anlıyorum; Siyaset ve politika arenasında, bazı şeyler önde arkada yanda duracaktır. Bu politika ve siyasetin yapı taşıdır elbette ama, bu yaşadığımız durum öyle değil.
Politik ve siyasi esneklikleri elimin altında tutacak zamanım ve imkanım kalmadı arkadaş…
Bıçak kemiğe dayandı.
Burada politik davranışlar artık kazanımdan çok uzak.
Bakın, Genelkurmay hemde kelimeleri tekrar ederek bildiri seslendiriyor ve yayınlıyor.
Bu konuşma ve bildiriyi doğru analiz edin.
Genelkurmay bildirisinde “hukuka uygun”luktan söz ediyor. Gazeteler ve diğer medya kuruluşları; “Polis ve asker birlikte orduevinde araştırma yaptılar” diyor.
Bu söz konusu hukuk önümde.
Genelkurmay açıklaması; “Yasalar gereği, savcı ve ordu görevlileri bu araştırmayı yaptı” diyor. Tamam doğru olan bu.
Doğru olan bu da, o yasalar, kışlaya polis sokmaz. Genelkurmay bu konuda yaptığı açıklamada buna açıklık getirmemiştir. Bkz; Genelkurmay Başkanlığı web sitesi - Bildiriler.
Aslında, bir vatandaş olarak buna tam bir cevap aramaktayım.
Ama cevabını alamayacağım bir soru olduğunu biliyorum.
Yine bu arada; Eski Genelkurmay Başkanı Sayın Hilmi Özkök’ün sözüyle bitirelim bugünkü yazımızı.
Ve nereye nasıl, nelere ne şekilde bakılması gerektiği konusunda, şapkamızı önümüze koyup bir kez daha düşünelim.
Buyurun Paşa’nın sözleri;
“Resmi bir aktör, daha geç olmadan ortaya çıkıp, ortalığa çeki düzen verecek bir hareketi, halkı da arkasına alarak gerçekleştirmelidir…”

Dostça kalın.

26 Haziran 2008 Perşembe

Travma gerçeği

Atatürk ilke ve inkilapları travma yarattı…
Dengir Fırat’ın bu sözleri, 2 gündür sürekli zihnimi meşgul ediyor.
Ve dünkü maçtan sonra köşeme çekilip, bu konuyu düşünmeye devam ettim.

Adam haklı…
Atatürk ilke ve inkilapları gerçekten travma yarattı…

Bir ulus düşünün.
Her yanına düşman çizmesi basmakta. Buna sözde yönetim alenen göz yummakta, ülkeyi haraç mezat satmakta. Valiler, kaymakamlar ve diğer mülki amirler, yabancıların yanında kuklaya döndürülmüşler. Devlet hazinesi “Yağma Hasan’ın böreği”. Halk eğitimsiz, 2000’de bir yada iki kişi okuma biliyor. (Arapça’nın öğrenilme zorluğu ve ayrıca 3 farklı Arapça’nın yanı sıra Farsça’nın kullanılıyor olması)
Dahasını zaten biliyorsunuz ayrıntılara girmeyeceğim.

İşte bu noktada biri çıkıyor. Mustafa Kemal. Ve bir avuç vatan aşığı.
Elleri ne kelime, kellelerini taşın altına koyuyorlar bu vatan için…

Ümmetten devlete geçiyor ülke. Adamlığa adım atıyor.
“Bağımsızlık karakterimdir”, “Yurtta sulh cihanda sulh” deniyor. Ve “Muasır medeniyet”ten, bahsedilip, “Bir ulus gücüne, yalnızca kendi gücü ve güçlerine dayanmazsa, onun bunun oyuncağı olur” denerek, Avrupa’ya da adamlığın ve milletin-ulusun gerçekte ne olması gerektiğini gösteriyor.

Cumhuriyetin 15. yılına kadar bu ülke nasıl bir gelişme gösterdiği konusunda fikri olan var mı? Tarihçiyim diye geçinip, AKP yalakalığı yapan kepazeler, “Aslında Osmanlı ülkeyi satmadı, savaşların tarihleri yanlış” diyecek kadar gözleri kararmış…

Evet… Bir travma yaşandığı gerçek. Ama bu travmayı Türk ulusu değil, Avrupa ve içimizdeki işbirlikçiler ile din bezirganları yaşadılar.

Bu cumhuriyetin gelişiminde, yapılan tek hata (Avrupa’nın da baskısı altında kalan İsmet İnönü’nün çok partili döneme geçiş için çok erken davranmış olması. Henüz hazır değildik.. İşte bugün net olarak görünüyor ki; Pislik tam olarak temizlenmemişti. 5 yıla daha ihtiyaç vardı. Her vatandaşa henüz ulaşılamamış, Mustafa Kemal’in özellikle irdelediği aşiretler konusu çözülememişti.
Bu konuda çalışmalar başlamış olmakla birlikte, nihai sonuç alınamamıştı.
Zaten, DP’nin de işe bu aşiretleri yanına alarak başlamış olması, Mustafa Kemal’in bu konudaki haklılığını ortaya koymakta.
Demokrasi kahramanı, milli şef yakıştırmalarını yaptığımız İsmet İnönü’nün de yaptığı büyük hatayı ortaya çıkarmakta…

İster kabul ediniz ister etmeyiniz…
Avrupa, İslam dünyasını ve İslam ülkelerini, dini yapısını da kullanarak küçük – fakir – sömürü aracı olarak istemektedir. Bu plan zaten genellikle başarılı bir şekilde oturdu.
Fakat, Türkiye…
her şeye rağmen Türkiye çok farklı.
Diğer İslam ülkelerine “Demokratik” yapısı ile ağırdan da olsa büyümesi ve gelişmesi ile kötü örnek oluyor. Diğer İslam ülkelerinin yönetimleri bundan muzdarip.
Monarşi – oligarşi ile yönetilen ülke insanlarının gözleri aslında hep Türkiye’de, bunun farkındalar…

Avrupa’lı büzüktaşlarına bu konudaki sıkıntılarını aktarıyorlar…
Eeeee…… Anlayın artık…..

Bu travmanın, birileri tarafından ne şekilde yaşandığı gerçeklerini…

Dostçakalınız.

24 Haziran 2008 Salı

Bakın bakalım. Kim bu adamlar...

AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın New York Times’a, Atatürk devrimleri için söylediği, “Türk toplumu travma geçirdi. Bir gece içinde kıyafet ve dillerini değiştirmeleri istendi. Dini âdetleri ortadan kaldırıldı” sözleri Ankara’da “travma” yaratırken, AKP içinde de tartışma ve tepkiye neden oldu. Fırat, ‘Dinleri söküp atıldı demedim’ derken, TBMM Başkanı Köksal Toptan, konuyla ilgili olarak gazetecilere, “Bizi bugünlere getiren Atatürk devrimleridir” dedi. CHP Muğla Milletvekili Ali Arslan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesiyle konuyu TBMM gündemine taşıdı.
Bu haberi sabah Milliyet Gazetesi’nde okuduktan sonra, bir sigara yakıp arkama yaslandım.
Halk adına bir soru kafamda; “KİM BU ADAMLAR?”….
Bendenizi hiç şaşırtmayan bu tavır ve sözler, halk için ne ifade ediyor?
Peki…. Halkımız bu kişileri %47 gibi bir yüzde ile iktidar yapıyor da, bunlar hakkında ne biliyor?
Bugün yine kısmen dost yazılarından derlediğim, bir yazıyı sizlerle paylaşacağım…
Daha ne isimler var neler ama deriz ya; “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az”…

Buyurun bizi yönetenler kim bakın…
Yapı ve etnik kökenlerini görün…

Erdoğan, geçen sene memleketi Rize'nin Güneysu Beldesi'ne gittiğinde hemşerileri Tayyip'i “POTAMYA'YA HOŞGELDİNİZ” pankartıyla karşıladı. Medya bu pankart üzerinde hiç durmadı. Potamya ne demekti?
Güneysu Beldesi’nin Rumca adıdır Potamya. Bu bölge sakinlerinin bir kısmı sonradan Müslüman olmuş Rum'dur. Hala beldenin Rumca adını kullandıklarına göre Türklüğü içlerine tam sindirememişler demek(!) TayyipErdoğan bu pankarttan rahatsız olmadı. İhtimal kendisi de Rum kökenlidir diye düşünen çok.
Yine geçen sene Tayyip Erdoğan Gürcistan Devlet Başkanı'yla görüşmesinde kendisinin de Gürcü olduğunu söyledi. Bu bağlamda Tayyip'in Gürcü olma ihtimali de yüksek(!)
Kısacası Tayyip Erdoğan Türk kökenli değildir. Zaten Türklük şuuru da taşımamaktadır. Zorunlu olmadıkça Türk sözünü kullanmıyor. Türklüğü ve Türk milliyetciliğini ayrımcılık olarak değerlendirdiğini çok kere vurgulamıştır. Başbakan olduğundan beri ağzından bir kez bile "Türk milleti" sözü çıkmamıştır. (ben, şahsen duymadım) Hep Türkiye halkı der.
Alenen, “Tayyip’in kökeni Rum” diyenler çok ama, ben yine şahsen çingenelik üzerinde duruyorum. Araştırmalarımda olsun eski arkadaş çevrelerinde olsun, futbol yıllarında yakınlıkları olsun. Çingenelik daha ağır basıyor. Kasımpaşa’da Erdoğan için; “Kardeşimiz, bizim takımın kopilidir (çocuk-küçüklere bizden anlamında) diyende çok.
Bülent Arınç
Manisa doğumlu, Manisa milletvekili olduğu için ve Türkçe'yi de güzel kullanmasından oturu halk tarafından Manisalı bir Türk olduğu sanılmaktadır. Halbuki Bülent Arınç'ın kökeni Tunceli'ye dayanmaktadır. Yıllar önce Manisa'ya göç etmiş bir Kürt ailesinin torunudur.
Abdullah Gül
Kayseri doğumlu ve Kayseri milletvekili olan Abdullah Gül, baba tarafından çok eskiden Kayseri'ye yerleşen Siirt kökenli bir ailenin oğludur. Baba tarafından Arap ana tarafından sonradan Müslüman olmuş Ermeni kökenlidir....
Abdülkadir Aksu
Diyarbakir doğumlu olan Abdülkadir Aksu Kürt'tür. Göreve geldiğinden sonra Emniyet teşkilatındaki Fetullahçı Kürt kadrolaşma inanılmaz artmıştır. Yurtsever Türkler (Necip Hablemitoğlu, Muammer Aksoy, UğurMumcu) hep onun döneminde katledildi. Emniyette Kürtçü ve Doğu'cu kadrolaşmayı sağladı. İstanbul'daki Kürt kökenli PKK'ya yardım sağlayan mafyayı temizleyen polisleri açığa aldı veya pasif görevlere sürdü.
Hüseyin Çelik
Van'lı olan Hüseyin Çelik Kürt-Arap melezidir. Kürtçe şarkılarla eğitim-öğretim sezon açılışı yapılması ilk kez Hüseyin Çelik'in bakanlığı döneminde görülmüştür. "Türkiye sadece Türklere mi ait" iddiasını ortaya attı.
Dengir Fırat
Hükümette en kilit kişi olarak gösterilen Başbakan Yardımcısı Dengir Fırat 1925 yılında idam edilen Kürt isyancı Şeyh Sait'in torunudur. Mersin milletvekili olan Firat, Mersin'deki Kürt nüfus hareketini yönlendiren kişilerin başındadır. Dengir Fırat, 2 Ağustos 2002 Cuma günü Meclis'te, sinir oynatan ses tonuyla, Abdullah Öcalan'ı kast ederek "Asamadınız! Asamazsınız! Asamayacaksınız!" diye bağırmıştır.
Zeki Ergezen
Kürt kökenli olan Zeki Ergezen, bir de ayrıca Nakşibendi Tarikatı'nın Tillocular koluna mensuptur.
Danışmanlar:

1. Danışman: 1994 yılında PKK'ya maddi yardım yaptığı için öldürülen Kürt işadamının yeğeni bugün Tayyip Erdoğan'ın danışmanı. 10 Aralık 2002 tarihinde, Beyaz Saray'da ABD Başkanı Bush ile o dönem Başbakan olmayıp AKP Genel Başkanı olan R.T Erdoğan'ın yaptığı toplantıya katılan birkaç isimden biri. Babası milletvekili. Babası bir dönem insan hakları meselleriyle çok yakından ilgili ve dernek başkanıydı. Fırsat buldukça da İstanbul - Ankara belediyelerinin köprü, yol ihalelerini alırdı. Ailece S-300 Mersedeslere biniyorlar. Danışmanın üniversite mezunu bile olmadığı söyleniyor. Başbakan Erdoğan'ın bu danışmana özel yakınlığı olduğu biliniyor.
2. Danışman: Cüneyt Zapsu, bu danışman Güneydoğu'nun en büyük Kürt aşiretinin üyesi. Dedesi ilk Kürtçe tiyatro eseri yazan bir edebiyatçı. Ehl-i Sünnet Dergisi'nin sahibi. Türkçe-Kürtçe yayınlanan "Jin" dergisinin önde gelen isimlerinden. Danışmanın halası, faili meçhul bir cinayete kurban giden Kürt hareketinin önde gelen isimlerinden Musa Anter'in eşi. Danışmanın eniştesi Musa Anter öldürüldüğünde Abdullah Öcalan başsağlığı mesajı yayınlamıştı. Öldürülen Musa Anter'in bir yeğeni milletvekili de yine faili meçhul bir cinayete kurban gitmişti. Danışman yakın akrabaları gibi Doğu ve Güneydoğu'da gezmiyor. O'nun bir ayağı hep Amerika'da TÜSIAD üyesi bu danışman, Başbakan Erdoğan'ın özellikle yurt dışındaki bütün resmi-özel görüşmelerinde bulunuyor. Bu danışmanın Erdoğan'ın "aklının yarısı" olduğu iddia ediliyor.
3. Danışman: Bu danışman aslen Diyarbakırlı. Kürt olduğunu açıkca vurguluyor. Bir dönem Radikal İslamcıydı. Yoksuldu, üniversitede yurtta kalıyordu, şimdi lüks otellerden çıkmıyor, 100 bin dolarlık jeeplere biniyor.
4. Danışman: Babası Güneydoğu'da bir şehrin Belediye Başkanı idi. O ise Beyaz Saray'ın yeminli müşaviriydi. Arap kökenli. Nerden nereye... ABD vatandaşı olduğu biliniyor. Ama şimdi o hem danışman hem milletvekili. Barzani 2 sene önce Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kendisine bağlı 75 milletvekili olduğunu açıklamıştı. Kimse bu milletvekilleri kimlerdir diye araştırmadı. Kaynadı gitti bu açıklama.
Namık Tan: Dışişleri bakanlığı sözcüsü Dışişleri Bakanlığındaki Kürtçü grubun başı, Mardin doğumlu, Dışişleri Bakanlığında hizmete Özel yazdığı bir Kürt raporunda Kürtlere daha fazla kültürel haklar verilmesini talep etti. A. K. Partisi içinde ki Kürt grubun en yakın ismi. Dışişleri Bakanlığındaki Kürt gruplar ile Meclisteki Kürtçü milletvekilleri arasındakı ilişkiyi koordine ediyor. "30 Ağustos onların (askerleri kastederek) 29 Ekim bizim bayramımız" diyerek askerlere olan nefretini ve niyetini belirtiyor.
Baki İlkin: Arap Kökenli, Dışişleri bakanlığı'nda Kıbrıs Masası Başkanıydı şimdi Türkiye'nin Birleşmiş Milletler Temsilcisi, Denktaş'ın tasfiye edilmesi operasyonunun baş aktörü, 12 Eylül Kenan Türklüğü ve Milliyetçiliği zararlı, hastalıklı ve kontrol altında tutulması gereken birakım olarak tarif ediyor. Dev Sol mensubu 12 Eylül'de yaşı büyütülerek asılan 16 yaşındakı sol görüşlü Erdal Eren'ın yaşını büyütme işlemlerinde rol alan kişi.
Uğur Ziyal: Dışişleri Bakanlığı eski müsteşarı, Dışişleri içinde AKP’ye en yakın isim, Kürt kökenli, Dışişlerindeki Kürtçü kadrolaşmanın planlamacılarından, Talabani ve Barzani'nin aşiret lideri olduğu dönemlerde onlara Dışişleri Bakanlığı olarak makam aracı tahsis eden kişi. PKK'ya yakın olmasa da modern Kürt Milliyetciliğini destekliyor. Cüneyt Zapsu ve Dengir Fırat'a en yakın isimlerden.

Yıllardır yazılarımda, “Tarikat ve cemaatlerin yapıları Kürt Kökenli. Tüm Liderleri ve üst kadrolar Kürt. Zaten yapıları ve bağlı oldukları aşiretlerde tamamen Kürt kökenli” diye bağırmaktan, dilimde tüy bitti.
“Bölücü Kürtlerle işbirliği yapılıyor. Aman dikkat!…” Dediğim günlerde; “Buna kargalar güler. Senaryo yazıyorsun” diyenlere de kapak olsun.

Birileri, gelişmelere şaşırıyor…
Aslında ben onların şaşkınlıklarına gülüyorum…

Dostçakalın.

15 Haziran 2008 Pazar

Mustafa Kemal'in Ordu'ya son seslenişi

Bir haftadır. Arşivimden çıkardığım, Mustafa Kemal’in orduya son seslenişi diye bilinen 29 Ekim 1938, Cumhuriyet’in 15. yıldönümünde yayınladığı mesaj masamın üstünde duruyor.
Yayınlamak ve yayınlamamak arasında doğrusu o ki çok düşündüm.
Sonunda bugün yayınlama kararı aldım.
Bugün bu yazıyı yayına koyarken; “Üzülmüyorum” dersem yalan olur.

Yayın konusundaki tereddüt nedenimi, tahminim o ki yazıyı okuyunca anlayacak ve hak vereceksiniz.

Mustafa Kemal’in vefatından 15 gün kadar önce yayınlanmış olan bu mesaj, O'nun içinde yetiştiği silahlı kuvvetlerine son sesleniş ve vasiyeti olmuştur.

"Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan, her zaman zafere beraberinde medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk Ordusu!
Memleketini en buhranlı ve müşkil anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyetin bugünkü feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhez olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.
Bugün, Cumhuriyetin onbeş yılını mütemadiyen artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk Milleti'nin huzurunda kahraman Ordu, sana kalbi şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.
Türk Vatanı'nın ve Türklük Camiası'nın şan ve şerefini dahili ve harici her türlü tehlikeye karşı korumaktan ibaret olan vazifeni, her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumuzun tam bir iman ve itimadımız vardır.

Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlarla bir kat daha kuvvetlenerek, büyük bir feragatı nefis ve istihkarı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim.
Bu kanaatle Kara, Deniz, Hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve tebriklerimi bütün ulus muvacehesinde beyan ederim.
Cumhuriyet Bayramı'nın Onbeşinci Yıldönümü kutlu olsun."

M. Kemal Atatürk