Yıllarca hep söylendi, yazıldı çizildi.
Ülkemiz, gerçek aydın ve cumhuriyetçileri bas bas bağırdı.
“Bunların demokratik haklarla bir ilişkileri ilgileri yok. Bunların tek hesabı cumhuriyet ve ulus devleti yıkıp yerine, şeriat yönetimi kurmak. Siyaset – politika asla ama asla dini düzen – yapı ve doneler üzerine yapılamaz. Böyle bir düzeni istemek ve yandaşı olmak, en başta sosyal adalet, kişi hak ve özgürlükleri ve netice olarak demokratik olmayan bir yönetime götürür….” Ve malum, dahası hep söylendi…
Bugüne dek yazdığım yazılara dikkatle bakarsanız; Aydın kesime ve doğrudan halkımıza hitap etmeye çalıştım. Ve bendenizde dilim döndüğünce bu konuyu bu çizgiden ele aldım.
Daha bir hafta öncesine kadar “Ermenilerden Özür Dileme” kampanyasına katılanları neden eleştirdim, eleştirdik…
Daha düne kadar, aydın geçinen yazarlara; “Demokrasi papağanlığı yapacağınıza, bu ülke gerçeklerine eğilip, yağmalanan ve yerle bir edilen cumhuriyet değerlerine sahip çıkın” diye neden feryat ediyoruz…
Yani işimiz gücümüz yok. Laf olsun diye, gerçek olmayan şeyler mi söylüyor ve uyduruk mesnetsiz hikayeler yaratıp, birilerine çamur atma yada iftira peşindemiyiz…
Bu daha ne kadar açık söylenebilir?
Bugün yaşadığımız olayların, yapı taşları ve belgeleri ile ilgili daha başka ortaya ne koyulabilir?
Ülkemiz insanı, her şeyden önce bilgide “fakir”, kültürde “yoksun” olduğu gerçeğini hem bilmiyor ve hem de bu gerçekle yüzleştiğinde bu kez de “yiğitliğe bok sürmemek için” kabul etmiyor. Varsa yoksa hamaset. Varsa yoksa sözde milliyetçilik.
Beyler… Bu işler meydanlarda elinde bayrak sallamakla, camına çerçevene bayrak ve Atatürk posteri yapıştırmakla olmuyor.
Gezin blog sayfalarını. Bayrak, Atatürk resimleri ve cumhuriyetle ilgili malzeme dolu…
Sayfaların ziyaretçilerine bakın bakalım kaç kişi.
Birde İslamcı sayfalara girip bakın. Bakın bakalım ziyaretçi sayıları ne anlatıyor.
En anlaşılır ve kısa yoldan bir kez daha yineleyeceğim.
Türkiye’de çok partili döneme geçildiği ve ilk seçimlerin yapıldığı dönemde, gelen yeni iktidarla birlikte Türkiye dışa bağımlı ve başka ülkelerin kontrolüne terk edildi.
İşçi – köylü yani emekçi ülkesi olan ülkemiz halkı sürekli yalan ve sahtekarlıklarla kapitalistlerin “sağcı”ların kucağına atıldı.
Geçin komünizmi, solculuk bu ülkede dinsizlik – imansızlık diye anlatıldı ve halkımızın çok ciddi bir bölümü bugün bile hala bunun gerçek olduğunu söyleyebiliyor.
Böyledir… Kişi eğer doğrudan gerçek bilgiye kendisi ulaşamaz ise birileri o boşlukları dolduracaktır. Bu da burada yalan dolan iftira olarak karşımıza çıkıyor.
İşte bu şekilde sağcı hükümetler gerçekte çok az olan ülkemiz sermayedarlarını palazlandırarak çoğalttılar. Doların bir gecede %200 arttığı günün bir gün öncesinde, birilerinin evini barkını-altınını parasını dövize yatırdığını kaç kişi biliyor.
Bu adamlar kim? Bu bilgi nereden geldi? Bu neden yapıldı?
Sağcı iktidarlar eğitim ve öğretimdeki yapı taşlarını teker teker bozarken, eğitim kurumları eğitim veremez hale gelirken çok konuşuldu ama sonuç değişmedi.
“Üniversite için kurs almak şart” – “Üniversite soruları kursta açıklanıyor ama normal sıradan okul kitaplarında bu konu yok bile”…
Bu sanki olması gereken bir doğru gibi yutturulurken halka aydın geçinen it-kopuk sadece bakıyordu…
Uluslararası anlaşma ve ticari işbirliği adı altındaki yutturmacalarla tarım alanlarımız daraltıldı. Köyünde son derece verimli olan köylü, şehirlere göçe zorlandı.
Üretimin azalması bir yana üretim kalemleri azalma çalışmaları yapıldı.
Arada gelen bazı solcu yada koalisyon hükümetleri bu durumu düzeltmeye çalıştılar ama sonuç almaları mümkün değildi. Çünkü, anlaşmalar ve atılan imzalar, bırakın kendi dönemlerini daha sonraki yılları da kapsıyordu. Yani, felaketi gören hükümetlerinde elleri kolları bağlanmış durumda idi.
Bu arada başka anlaşmalar yaparak bu zararları telafi etmek isteyen gerek lider ve hükümetler ise görünmez (!) el ve çalışmalarla al aşağı edildiler….
Tabi bu arada bazı darbeler yaşadık… Bugün hala doğru anlatısının zor bulunduğu örneğin 1960 ihtilali.
Geçen zaman içinde anlatı ve yorumlar dahası gerçekler saptırılarak vatan hainleri – sahtekarlar sütten çıkmış ak kaşık haline getirildiler. Neden acaba bu dava dilekçelerinden başlayarak isnat edilen suçlar, mahkeme tutanakları, ifadeler bir türlü ciddi olarak kamu oyu ile paylaşılmadı. Yayınlamaya kalkan gazeteler daha 2. yayın gününde bu yayınları kestiler.
Yine bu arada, Talat Aydemir olayını yaşadık… Tek kelimesi gerçeği yansıtmayan ifade anlatı ve bayanatlarla…. Bugün dahi; “Yahu nedir bu olayın aslı” diyen yada “Budur” deyip anlatan yazar çizer aydın mı var?....
Anlatmaya çalıştığım; Sağcı hükümetler kendilerine verilen görevi bu ülkede yaptılar. Bu bugünlerin alt yapısı idi. Arada bir kurumlar henüz işlerliğini yitirmediği için, gerek erken seçimlerle hükümet değişiklikleri ve gerekse başkaca darbeler – ihtilaller yaşadık.
Ama artık bugün çok farklı…
Artık her yanımızdan kuşatıldık…
Ülkenin artık ödenmesi mümkün olmayan bir borcu var.
Üretimimiz, üç otuz parayla önümüzdeki onlarca yıllık ipotek altına alınmış.
Sermaye ve para hareketlerinin yönetimi artık islami sermayenin eline geçmiş.
“Sağcılık-solculuk artık kalmadı” yutturmacası ile sosyal sınıf farklılıkları büyütülerek uçurum haline getirilmiş ve bu arada emekçinin sendika-sosyal hak ve iş güvenliği çizgilerinde tüm hakları ellerinden alınmış.
Yoksul hale getirilip, açlık çizgisinde olan halk sigorta-sağlık ve asgari geçim şartları da elinden alınmak üzere.
Eeeee…. Totaliter bir yönetim için bunlar olmazsa olmazlardır elbet.
“Milliyetçiyim” der, Türklüğü orta Asyalarda aramaya kalkarsan,
“Milliyetçiyim” der, İstiklal Marşımız okunurken adam gibi hazır ol da durmak yerine, elinle kolunla sapık-supuk işaretler peşinde olursan,
“Milliyetçiyim” der, sivilce kadar beyninle faşist bir partide çözüm ararsan, elbette başına gelecekler bugün bu ve yarının karanlıkları olacaktır.
“Atatürkçüyüm” der, O’nun “Nutuk”unu okumamışsan,
“Atatürkçüyüm” der, müteahhitler partisi peşinde koşarsan,
“Atatürk’ün kurduğu parti” der, Atatürk’ün dışladığı politikaları uygulayan parti olduğunu anlamazsan-bilmiyorsan,
“Cumhuriyetçiyim” der, cumhuriyetin kaleleri tek tek yıkılır ve ele geçirilirken kılını kıpırdatmayan partiye hala yandaşlık ediyorsan,
“Cumhuriyetçiyim” der, Meclis’te cumhuriyet aleyhine alınan kararları destekleyen partilerden hala dingilce beklentilerin varsa,
Bu ülkenin aydınları gerçek cumhuriyetçileri teker teker içeri alınarak, susturulup saf dışı edilirken; “Mutlaka bir suçları var” diye düşünüyorsan,
Yine bu ülkenin aydınları gerçek cumhuriyetçilerine atılan iftiraları, çamurları anlamıyordan öte, kalkıp birde internet üzerinden; “Bakın bu adam Kürtlerin yandaşı imiş” diyerek, bu namussuzluklara birde alet oluyorsan…
Gelecekten; kendin, ailen, çoluk – çocuğun, ülken için ne bekleyebilirsin.
Bunu “hak” ettin mi ki…
Kendi ülkesi elden gitmiş, Filistin derdinde millet.
İsrail elbette sütten çıkmış kaşık değil ama, asıl ateş kesin bitmesinden sonra Hamas’ın İsrail’e yaptığı saldırılar basınımızda medyada hiç yer almadı. İsrail roketleri ile vurulan okuldaki öğrencileri halkımıza gösterenler, Hamas’ın İsrail’de vurduğu çocukları neden göstermiyor acaba?
İşte, böyle tek taraflı yada yanlı yayınlara aldanırsa kişi ne yaptığını bilemez.
Camilerde, bağış kutularında 3 günde Filistin için 6 milyon dolar toplandığını biliyor musunuz?
Bu bağış paraları kimlerin cebine girdi acaba?
Daha ne diyeyim dostlar.
Sahteker, üç kağıtçı insanımızın bazı şeyler işine de geliyor.
Eskiden bir kız, tecavüze uğradığı zaman uğradığı sonuç nedir hepimiz biliyoruz.
Ama bugün öyle mi; İş çok kolaylaştı artık.
“İmam nikahlı kısa bir birlikteliğim oldu”….
Dedin mi iş bitti…
Dostça kalınız.
8 Ocak 2009 Perşembe
Sorular ve acı gerçekler
Etiketler:
Atatürk,
blog,
Dış politika,
din,
Ekonomi,
etnik gruplar,
güncel,
günlük,
haber,
medya,
politika,
Siyaset,
tarikatlar,
yazarlar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
13 yorum:
Yolun sonu görünüyor...
Sayın DemotikE Kardeşim
Çok güzel yazmışsın ellerine ve yureğine sağlık yazılarınıza ve düşüncelerinize aynen katılıyorum katılmamak elde değil anlayana sivrisinek saz anlamayana davulzurna bile az ama bugun tv lerden takip ettiğim kadarı ile biraz olsun umudum artmaya başladı tabii daha toplantıların sonucunu almadık bir acıklama olmadı bakalım neler acıklanacak toplantılar sonrası.inşallah hakkımıza hayırlısı olur....
Hayirli Gunler Sitresli bu gunlerimizde Ailenizle ve Sevdiklerinizle birlikte guzel gunler gecirmenizi dilerim.Sevgiyle,Saygiyle vede Saglikla Kalin,ALLAHA Emanet olunuz.Saygilarimla
Herzaman olduğu gibi bu sikintili gunlerde sizlerden uzak kaldigim halde beni yalniz birakmiayip blog sayfami ziyaret ederek ve yazmis oldugunuz yorumlariniza tesekkur ederim.
Filistin uzerinden sahte siyaset yapalarida kiniyorum
FILISTIN
Ulu devletim olan Osmanli yikildi
Kan golunde yuzer benim Filistin
Adalet olmayan yerde insanlık bitti
Bizden imdat bekler benim Filistin
Yuz binlerin eli havada hep dua eder
Muslumanlar yigit bir liderde bekler
Bir gun mutlaka Filistin’e olacak sefer
Zaferi Allah’in izniyle gorecek Filistin
Uluhakan gibi bir lider bekleriz bizler.
Butun millet hep onu gelmesini gozler.
Filistin’imde kan ve goz yasi dinmez.
Yaslar icinde olan can kardes Filistin.
Tecavüz var Filistin’de Musluman’a
Israil nekadar guclu bir ulke olsa’da
Sarsilmaz iman sahibi kullar orada
Zafer elbet senin,senin canim Filistin.
Acılar icinde izledim katledildi insanin.
Direnisin gordukçe inandim zafer senin.
Turk milleti olarak arkandayiz top yekun
Belki bugun belki yarin zafer senin Filistin.
Alıntı:Halil Çolak
http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?sair=21432&siir=1094870
Şükrü Yılmaz
Antakya-Hatay
http://www.sukruyilmaz.net
http://www.sukruyilmaz.net/blog
Evet sayın Aysema...
Görmek isteyenler, dürüst insanlar ve kendini aldatmaya çalışmayanlar, net olarak yolun sonunu görmekte.
Haklısınız...
Dostça kalınız.
Şükrü Bey...
Filistin'de yaşanan bugünkü gerçeklik aslında ülkemizden bakıldığı yada halkımızın görmek istediğinin çok ötesindedir.
Bir yumurtayı 10 kişi taşımaya kalkarsa o yumurta kırılmazsa şaşmak gerek.
Filistin ve halkının hesabı değil, bugün kimin malı(!) götüreceği hesabı var orada...
Bırakın diğer müslüman ülkelerin iç politikalarına alet ettikleri ve yalancı-somun pehlivanlığı yapmalarını, Başta Hamas olarak 2 başlılık kimin kime üstünlüğü kavgası yaşanıyor.
Bugüne dek, yapılan yardımlar halka değil bu pisliklerin Avrupa bankalarındaki hesaplarına aktı.
Ve bugün bu akma artarak devam ediyor.
Halkın suyu yok, elektriği yok, yolu yok, eğitim yok, sağlık hizmetlerine bakacak alt yapı yok.
Yoklar saymakla bitmez ama, "intifada" adına, 10 yaşındaki çocuğun eline tabanca - tüfek verirlerken, kimse kalkıp; "Bu nasıl iş - Neler oluyor" diyede sormuyor...
Pekçok islam ülkesinden, kaçak olarak insan taşıyorlar. Sözde; "Din yolunda savaşacağız" diye getirile bu insanlar ateşe atılıyor. Aç kalıyorlar, sürünüyorlar ve pek çoğu bir daha geri dönme imkanını da bulamıyor.
Tabi en büyük kayıplar, islam ülkelerinin basın ve medyalarında açıklanmayan İsrail saldırılarında verilmekte. Tankın önüne tabanca ile çıkan adamın hayatta kalma şansı nedir sizce?
Bu hikaye daha çok uzun ama kısadan birşeyler de olsa, sanırım gerçekler konusunda biraz açıklayıcı olmuştur.
Filistin üzerinden politikalar bitmez. Bitirmezler.
Çünkü ballı kaymaklı getirileri var.
Buyurun; 3 günde sadece Türkiye'de toplanan yardım parası 6 milyon dolar...
Gelişmiş ülkelerin en büyük kazançlarının bir kapısıda silah satışıdır unutmayın.
Dostça kalınız.
Yani ne diyeym. Valla helal olsun.
Doğru ki hemde ne doğru yani.
Diline kurban.
Allah razı olsun.
Herkes senin gibi doğru yassa keşke.
İyi geceler
Hayirli Gunler Hatay Antakya'dan Sevgiler Güzel bir Pazar tatili'ni Ailenizle ve Sevdiklerinizle birlikte huzur,neşe ve sağlık içinde gecirmenizi dilerim.Sevgiyle,Saygiyle vede Saglikla Kalin,ALLAHA Emanet olunuz.Saygilarimla
YORUM:Değerli Kardeşim DemotikE
Güzel yazılarınıza ve yorumlarınıza teşekkür ederim bu pazar gününde dertlerden ve sorunlardan uzak stresiz bir gün geçirmeni dilerim...
DOĞUM GÜNÜM BUGÜN BENİM
Doğum günüm bu gün benim
en mutlu günüm sözde sevdiklerimin beni aradığı
dostlarımın yanımda olduğu
hediyelerin mutlulukların havada uçuştuğu
Dünya'ya adım atışımın ilk günü
Ana rahminden küçük ama sımsacık yuvamdan
yalanların dolanların içine
hüzünlerin gözyaşlarının ortasına düşüşüm
Evet
Bugün benim doğum günüm
Anlamadığım belki de anlamak istemediğim
bir yerlerde bir yalnızlığın
bir yerlerde bir yanlışlığın oluşu
en büyük hediyem sensin dediğimin acı yokluğu.
Durup durup düşünüyorum
Doğum günü dedikleri hüzünlerin mi yoksa sevinçlerin mi
Doğum günü gözyaşlarımı yoksa gülüşlerin günü mü
Ben yanıtını bulamıyorum
Tarifsiz duygular içinde eminim ki ölüm günüm bu günden çok daha huzurlu
Doğum günüm en büyük yanlış olmuş kayıtlara
Geri dönüş yok tersine dönmeyecekse Dünya
Bir düzeltme yolu var
Vurun ölü damgasını yazın bu günü kara sayfalara.
Alıntı:Ufuk Komuscu
http://www.sevdimseni.net/git100349/ufuk-komuscu-dogum-gunum-bu-gun-benim.html
Şükrü Yılmaz
Antakya-Hatay
http://www.sukruyilmaz.net
http://www.sukruyilmaz.net/blog
Kıymetli dostum Şükrü bey...
Temennileriniz için çok teşekkür ederim.
Ne var ki; Bizim gibiler için, dertsiz ve strezsiz gün ne mümkün...
Çok çok nadirde olsa olmadığı gün, "acaba neden?" diye sorar olduk.
Dert, üzüntü, çile, stres bizim günlük nafakamız.
Buna alıştık artık.
Ne kadar az bilgi ve kültür, o kadar az üzüntü ve sıkıntıdır.
Bilgi arttıkça sıkıntı ve üzüntü artar. Çünkü; Görürsünüz. Ve duyarsız kalma şansınız da yoktur.
Allah irfanımızı arttırarak rızıklandırsın, bu nimeti esirgemesin de, bizler çile çekmeye dünden razıyız.
Elhamdülillah.
Dostça kalınız.
slm nasılsınız önce sayfama bıraktıgınız güzel yorumunuz icin tşk ederim yazılarınızı okudukça yıllar önce partide yaptıgımız ateşli konuşmalar saatle süren siyasi geziler geliyor aklıma yorumlarınız çok dogru hep konuşuyoruz bunları ama bir adım ileri gittigimiz yok beni siyasetten uzaklaştıran kendi yoldaşlarımz oldu şimdi çok uzagım ama bu demek degilki yaşananlara uzagım çok üzülüyor hep bir umut besliyorum içimde iyye gidecek diye ve becerikszi yada umursamaz aydınlara kızıyorum en çok hiç bir zaman halka inmeyi becermediler kendi köşelerinde yazıp çizmekten başka yıllardır bir partim vardı güvendigim oda artık baykalla bir yere varamıyor ve umudm yitik oy vermek istemiyorum ne olacak bakalım hoşcakalın
Sayın Birzamanlareylül;
Medeni ve gerçekten uygar ulkelerde, siyaset tabandan tavana doğru gider.
Tabanın (ilçe yönetimleri-mahalle birimleri) istek-davranış-düşünce ve politik hareketleri, tavandaki politikaları oluşturup şekillendirir.
Ne var ki; Böyle bir olay ülkemizde sadece Evren darbesine kadar 2 partide mevcuttu.
Daha geniş özgürlükçü ve demokratlıkla önce İP ve arkasından biraz daha dar bir çerçevede de olsa CHP.
Rahmetli Ecevit; "Ben emirle parti kurmam" derken bunu anlatıyordu.
Ve neticede DSP'yi kurdu ama Bu kezde dostumuz sayın Rahşan Hanım'ın; "Güvenlik-disiplin ve zararlı kişileri (!) elemek adına aldığı önlem ve getirdiği uygulamalar, DSP'nin demokratlığını sildi attı.
Bu arada küçük olması, halk tarafından gerçek anlamda tanınmıyor olması nedeni ile İP'ne bulaşan-düzenini bozmaya kalkışan olmadı. Halk için ne olduğunu bilmediği (komünist parti) idi sadece. Ama bu durum İP için büyük avantaj oldu. Demokrat düzeni hiç bozulmadı. Hoş, bu o kadar da kolay değil zaten çünkü, diğer partiler gibi üye ve yandaşlarının çoğu işsiz ve eğitimsiz değil.
Elbette eğitimsiz kişiler İP'ndede yok değil ama bu diğer partilerle kıyaslanamayacak kadar azdır. Dahası, bu insanların çok büyük bir kısmı eğitimcidir.
Düşünün. TV'de bir açık oturumda İP yöneticilerine sorduğum bir soru, o an yanlış yorumlandığı ve cevabıda hatalı verildiği için 3 gün süre ile gerek partiden ve gerekse toplantının katılımcılarından özür yağmuruna tutuldum. Bunu hangi parti ve partili yapar?...
Bir dönemler, CHP - DSP ve İP nde (sıra ile) görev yaptım çalıştım.
CHP 1980 öncesidir. Rahmetli Ecevit'in vefatından 2 sene önce DSP'den sayın Rahşan Hanım'ın uygulamalarını sindiremediğim için ayrıldım. (Kendileri konuyla ilgili bilgiye sahiptir).
Ecevit'in vefatından 2 ay kadar önce İP'nde çalışmaya başlamıştım. Bu da 1 yıl öncesine kadar sürdü. Kişisel siyasi çalışmalarım, parti içinde çok başlılık yada parti içinde parti şeklinde algılanmaması için dolayısı ile partiye ve çalışanlarına dolaylıda olsa bir zarar vermemek için ayrıldım.
Ama onlar dostlarım...
Bunu anlayacak ve saygı duyacak kadar uygar insanlar...
...
Umut için emek gerek.
Emeğin olmadığı yerde umut zaten hak değildir.
Haklısınız...
Ben, şahsen umudumu ancak kendi emeğimde arıyorum.
Ve hatta olmadığını bile bile.
Çünkü hiç bir işe yaramayan "konuşma" emeğinin(!) ötesinde ortaya konulan yok.
Dostça kalınız.
değerli demotike.yüreğine sağlık.siteme bekelrim
Kıymetli dostum
UFUK2008;
Sayfanıza giremiyorum.
Koruma kalkanlarım hem izin vermiyor ve hemde çok ciddi virüsler olduğunu söylüyor...
Kalkanların verdiği rapora göre;
sayfanızda 25'in üzerinde virüs var.
Bunların 6 tanesi trojan yapılı.
5 tanesi truva, 7 tanesi spawn.
Gerisi farklı virüsler.
Sayfamda daha önce banttan flaş geçerek 2 gün haberdar olmanız için uyardım. Sanırım görmediniz.
Safanıza giremediğim için bu konuda sizi uyaramadım da.
Dilerim bu yazımı okumuş olursunuz.
Ayrıca; Virüslerin kaynakları, resim ve yazılar olarak görünmekte...
Dostça kalın...
http://www.sukruyilmaz.net/images/cuma.jpg
Hayırlı Günler ve Cumanız Mübarek Olsun.Ailenizle,Sevdiklerinizle birlikte güzel günler geçirmenizi dilerim.Sevgiyle,Saygıyla vede Sağlıkla Mutlu Esen Kalın Allaha Emanet Olun,Saygılarımla
YORUM:Sayın Hocam DemotikE
Güzel yorumlarınıza ve hakkımdaki düşüncelerinize teşekkür ederim.
Ben hiç bir zaman bunlarla içli dışlı olmadım olmamda ama bildiğimi okumaktanda şaşmam bunların işi gücü yalan dolan cep doldurmak Türkiyeyi nasıl parçalarız derdindeler.İşte dün ABD de bir basın kuruluşu ne olduklarını yazdı bende aynısını kendi web ve bloguma ekledim.
Ben namazımıda kılarım ibadetimide yaparım rakımıda içerim ve eğlenceyede giderim,din ayrı ibadet ayrı zevk eğlence ayrı ve TÜRKİYE benim için ayrı önemli onların dini onlara benim dinim bana, kimse kimseden üstün dindar veya müslüman değildir....
BEŞ SATIR'la
Annelerin ninnilerinden
spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı,
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,
anlamak gideni ve gelmekte olanı.
Alıntı:Nazım Hikmet Ran
http://www.siirdefteri.com/?sayfa=siir&siir_id=1027
Şükrü Yılmaz
Antakya-Hatay
http://www.sukruyilmaz.net/
http://www.sukruyilmaz.net/blog
Sayın Şükrü Bey;
Elbette haklısınız.
İbadette kabahatte gizlidir.
Ve sadece bu durum Allah'la kul arasındadır.
Maalesef, Emeviler döneminde ve sonrasında Arap islam anlayışı (yorumu) çok olumsuz sonuçlar getirdi, yaşıyoruz.
Bu elbette, o zamanların despot ve tiranları tarafından kasten böyle yapıldı ama gel bugün bunu bu dingil halka anlat...
Mümkün değil.
Bugün hala misvak arayan ve kullanmaya çalışan beyinsiz mahlukata bunu anlatmak mümkün mü?
.....
Bu cahillerle içli dışlı olmadığınızı anlıyorum ve ötesi bunun pek o kadar kolay da olmayacağını söyleyebilirim.
Benim anlatmaya çalıştığım;
Eleştirilerinizi bunların önüne koyarken dikkatli olmanız yönündedir.
Müslümanlıktan bahseder, yaşamlarını sözde islama göre düzenlediklerini sanırlar ama...
Fetullah'ın yediği herzeleri anlatmaya başladığımızda, önce yalanlamaya kalkarlar.
Belgeleri önlerine koyduğunuzda da; "Kim düzgün zaten...", "Zengin oldu ise kime ne...", "Ohh. Canı sağ olsun...", "Harama bulaşmış gibi ama o hikmet sahibidir. Mutlak bir bildiği vardır..." diye bilecek kadar da (hadi yine en basitini söyleyeyim) "meşrepsiz" olabiliyorlar.
Mesele bu...
........
Evet...
Yazıyı gördüm. Sayfanızı sürekli izliyorum.
Dostça kalın.
Yorum Gönder