BLOGGER'a TEŞEKKÜRLER DemotikE

11 Ağustos 2009 Salı

Çin ve ekonomide değişim

Okuduğum 2 ekonomist yazılarında; Çin’in kapitalizme doğru gittiğini, kapitalizmin çekiciliğine kapıldığını ilerde sistemin bu şekilde oturacağı kanısında olduklarını yazmışlar.
Hangi ilerde?...
Çin, bugün artık resmen kapitalizmi yaşıyor.
Bir senede 3 sendika kuruldu. Bir sendika kurulması ihtiyacı neden doğar acaba?
Hafızam yanıltmıyorsa, 2008 Şubat-Eylül arasında Çin’de 120 kadar sanayiye yönelik fabrika kuruldu.
Fabrika kurulması basit bir düşünce ile işsize iş olarak düşünülemez. Bu ciddi bir hatadır.
Sosyalizm ve kapitalizm gerçeğini iyi bilmeyen, konuya vakıf olmayan kolay kolay anlayamaz.
Şöyle basitçe (Demotike) anlatmaya çalışayım.
20 sanatkar evlerinde hediyelik eşya üretiyor. Her biri 3 yada 4 birim para harcıyor ve günde 5 ürün üretiyor. 10 birim fiyatla satıyor.
Kapitalist sistem fabrika açıp bu 20 kişiyi topluyor. Sanatkarın elde ürettiği hammadde ve malzemenin yaklaşık yarısını piyasadan aldığı için, bu sistemde her birim harcama 7-8’e çıkıyor.
Yönetim akıllı, bu miktar üzerinden sanatkar aç kalmaması için ona yine 5 birim kadar parasını ödüyor. Ürünü ise 18-20 birim fiyatla satmaya başlıyor.
Evet… Basitçesi bu.
Tabi burada sosyalist sistemde devletin kendi kendine yetmesi ve vergi sistemi ayrıca kapitalist sistemin kendi yeterli ciddi kaynaklarını sermayedarlara peşkeş çekip, (bu halkın malıdır) halkın sırtından vergilendirme ile devlet yönetmesi asla unutulmamalıdır.
Dostça kalınız.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Müslüman geçinen İran gerçeğinden bir kesit

Bazen, bazı konularda sözün bittiği yer deriz ya...
İşte size kanlı canlı bir örnek, buyurun...
Bugünkü Milliyet Gazetesi'nden aynen alınmıştır.
Kerrubi’den gözaltında tecavüz iddialarının soruşturulması çağrısı
İran’ın reformcu cumhurbaşkanı adaylarından Mehdi Kerrubi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından çıkan olaylarda gözaltına alınan bazı kişilerin tecavüze uğradığı iddialarının soruşturulmasını istedi. Kerrubi’nin internet sitesindeki açıklamaya göre, Kerrubi, İran Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani’ye 10 gün önce yazdığı bir mektupta, bazı üst düzey yetkililerin kendisine gerçekten utanç verici konuları anlattıklarını, buna göre bazı genç erkek ve kadın tutuklulara tecavüz edildiğini belirtti.Mehdi Kerrubi’nin, Rafsancani’ye bu olayın araştırılması çağrısında bulunduğu ifade edildi.
Evet...
Yorum tamamen sizlerindir
Dostça kalınız.

7 Ağustos 2009 Cuma

Putin'in ziyareti

Vladimir Putin'in yaptığı ziyaret üstüne olarak, “Bu istişarelerden ne çıkar?”, “Sizce bu nedir?”, “Gerçekten basından duyduğumuz gibi, ülkemiz çıkarları söz konusu mudur?” gibi sorular aldım.
Kıymetli dostlarım; İmzalanan bir sürü anlaşma olduğunu, bazı konularda anlaşma ve mütabakat sağlandığını öğrendik.
Ne var ki; bu konuşulup anlaşma sağlandığı söylenen konular çok net olarak kamuoyu ile (medya dahil) paylaşılmadı. Ayrıca, imzalanan anlaşmalarında taraflarca ne tür istekler ve ödünleri kapsadığı konusunda da açıklık henüz yok.
Devletin tepesindeki kişilerin; “Çok verimli bir toplantı-ziyaret oldu” demeleri şahsen bendeniz için geçerli değil.
bir şeylerin netleşip açıklığa kavuşması gerek.
Muğlak ifadeler ve kaçamak cevaplar şu ana kadar gözlemlediklerim.
Dilerim dağ fare doğurmaz.
Bölge ülkeleri olarak, gerek ülkemiz ve gerekse Rusya’nın ticaretten, bölgesel stratejilere ortak politikalar üretmesine aslında ihtiyaç vardır.
Bunun böyle olması her iki ülkenin yakınlaşması ve dirsek teması, sıcak bölgemizde stratejik olarak da önem arzetmektedir.
Keza; ülkemiz sınır sorunları ile Rusya’nın özerk idareler-yönetim sorunları bir noktada örtüşmektedir.
Anlatmaya çalıştığım gibi, bu her iki ülkenin çıkarlarını da içermektedir.
Şu da var ki; AKP gibi bir yönetim muhataptır. Ne devlet adamlığı ne yönetim anlayışları kesin olarak güven vermemekte.
Dahası, güvenin ayrıca açacağı büyük yara ve kayıplarda düşünülmeli…
Bu nedenle, sonuçlar tam olarak elimize geçmeden, somut verilere ulaşmadan konuşmak son derece yanlış diye düşünüyorum.
Bir şeyler söyleye bilmemiz için bir süre daha gerekecek gibi görünüyor….
Dostça kalınız.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Fitre ve zekat belirlenmiş(!)

Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunun yaptığı toplantı sonucunda; 2009 Yılı Ramazan ayının başlangıcından, 2010 Yılı Ramazan ayının başlangıcına kadar olan sürede fitre miktarı 6,50 TL olarak belirlendi.
Fitre, 1 kişiye verilen ve 1 öğün yemek karşılığıdır.
Şimdi bunu günde 3 öğün ve aylık toplam 90 yemek olarak hesaplayın.
Ve asgari ücret miktarı ile karşılaştırın. Asgari ücret alıp, üstelik aile geçindiren insanların halini düşünün.
Yine bu hesaptan yola çıkarak emekli insanların halini düşünün.
1 emekli maaşı ile yaşayan karı koca, görüldüğü üzere ancak karnını doyurabilmekte.
Gerek emekli ve gerek asgari ücretle çalışan olarak geçinmek mucizeden de öte.
Geçtim kira gerçeğini ve asgari yaşam standartlarını. Görüldüğü üzere, 2 kişilik bir ailenin yemek ihtiyacının ötesinde faturalarını bile ödemesi imkansız.
Bu 6.50 TL. asgari geçim indirimi, emekli maaşları ve asgari ücretin belirlendiği kriterlere bakılarak ortaya koyuluyor.
Fakat bu ölçülere dikkatle bakıldığında, aslında bu kararın oldukça zor verildiği bu rakamın ortaya koyulmasında çok ter döküldüğü net olarak görülmekte.
Çünkü, rakam bu haliyle bile hiçbir ölçüye uymamakta.
Dediğimiz gibi fitre sadece 1 öğün yemektir.
Emekli maaşı ve asgari ücretler ise refah payı (!) dahil pek çok şeyi içermektedir.
Şimdi burada sadece yemek olarak hesap yapılacak olsa, 1.5 ila 2.5 TL arasında bir rakam ortaya çıkacaktı.
Bu rakam emekli ve asgari ücretlinin gerçeği…
Şimdi… Eğer bu rakam verilecek olsa 2 yerden balon yapacaktı.
1. Halk; “Bunu versen ne olacak vermesen ne olacak” diyecekti.
2. Fitre ve zekatlar, tarikat - cemaat lider ve yöneticilerinin emri ile müridlerce bir havuzda toplanmaktadır. Bu ülkede en az 20 milyon mürid olduğunu düşünün… Bu gelirin düşmesi kimsenin işine gelmez…
Fitre-zekat, başka ifade ile sadaka-i fıtır günümüzde artık geçerli değildir.
Ama anlatmaya çalıştığım gibi, tarikat ve cemaatlere ayrıca bir kaynak olduğu için gerçekler konuşulmuyor ve aksine ört-bas ediliyor.
Fitre ve zekatın verildiği dönemlerde, devlet yoktu. Halktan vergi alıp, bu vergiyi o toplumun ihtiyaçları doğrultusunda kullanan bir yönetimde yoktu.
Kabile toplulukları, ihtiyaç sahipleri için bu tür yardımlaşmalarda bulunurdu keza dinimizce emir olması da zaten bu nedene dayanmaktadır.
Oysa günümüzde, devlet; gerek ülke insanının ihtiyaçları ve gerekse ülke genel ihtiyaçlarını gidermek için her çalışandan, her hizmetten vergi almaktadır.
Örneğin; Kimsesiz çocuklar-Kimsesiz yaşlılar-yoksul vatandaş ve aileler için barınma birimlerinden, aş evleri ve sosyal destek unsurlarına kadar her şeyi yüklenmiştir.
Bu konuyu konuştuğum tarikat-cemaat önde gelenlerinin yaptığı papağanlığa sizinde alet olmamanızı dilerim.
“İyide… Devlet herkese, her ihtiyaç sahibine yetişemiyor ki…”
Sanki bunlar yetişiyor da ihtiyaç sahibi mağdur kalmadı…
Ayrıca vatandaş olarak bu beni-bizi hiç alakadar etmez. Çünkü; ben-biz görevimizi yapıp vergimizi paşa paşa ödemişiz. Burada bu verdiğimiz eğer gerektiği şekilde harcanmamış, ihtiyaç sahibine ulaşmamış ise bu tamamen yöneticilerin vebalidir.
Yüce kitabımızda; bu konuda yöneticileri çok ciddi uyarmaktadır.
Sözü gelmişken, yardımlaşma ile ilgili bir konuya daha değinip bağlamak istiyorum.
Peygamber Efendimiz; “Cuma namazlarına katılın” demiştir. Ve ardından çok ciddi bir söz söylemiştir; “Mazeretsiz 3 cumaya katılmayan bizden değildir”…
Peygamber Efendimiz yerden göge haklı idi.
Çünkü bu cuma namazlarında, bölgede yaşayan halkın durumu nerede ise tek tek ele alınır, ihtiyaç sahipleri belirlenir, topluca yapılacak çalışmalar konuşulur, kimin ne yapabileceği netlik kazanırdı.
Bu vesile ile ayrıca, bölge için stratejik kararlar alınır, fikirler ortaya koyulurdu…
Şimdi bir daha düşünün. Peygamber Efendimiz; “3 cumaya katılmayan bizden değildir” derken haklı mıydı haksız mıydı…
Haklıydı…
Ama bugün bu da, devlet, belediye ve yerel yönetimlerce üslenilmiştir…
Söylediğim ve anlattığım açık ve net…
Gerisi sizlerin takdir ve yorumunuza kalmıştır.
Dostça kalınız.

4 Ağustos 2009 Salı

Hamaney-Ahmedinejat gerçeği ve müslüman geçinen avanaklar

Radikal İslamcıların tüm dünya müslüman ülkelerindeki (o ülkeyi ele geçiren) yönetim ve idare takımı için; “Gerçekte dinle imanla hiçbir alakaları yok. Amaç sadece dinine saygılı ama bilgide kültürde ve dahası akılda eksik insan topluluklarını aldatarak-kandırarak, dini done ve temalarla uyuşturarak başta olmayı sürdürmek ve bu insanların sırtından sömürü sistemlerini yürütmek, çıkarları için kullanmak, bu uğurda dine aykılı tavır-davranış ve uygulamaları bile dinin gerek ve emri diye topluluklara hayasızca-ahlaksızca dayatmayı sürdürenler…” dedik ve diyoruz.
Burada aslında en zor ve hatta nerede ise imkansız olan, bu aldatılan-kandırılan-sömürülen dahası aşağılanan cahil topluluklara ulaşılamaması. Bunlarla konuşulup, sorunların ve gerçeklerin adam gibi paylaşılamaması. Önyargılar ve şartlanmalar bu kapıları açılması nerede ise imkansız şekilde kapatmış durumda ki; bunun böyle olması için bilhassa çaba gösterildiği gerçeği de asla unutulmamalı.
İşte buna bir örneği 2 gündür İran gerçeğinde yaşıyoruz.
Tüm gelişmelerden, yaşanan traji komik olaylardan, yaşanan çıkar hesaplarından bizlerin haberi elbette var ve oluyor ama bu pisliğin peşinde koşan dingillerin dünyadan haberleri yok.
Nasıl olsun… İzleyecekleri yayınlar bile kendilerine emrediliyor. Bu yanlı yayınlarda da gerçeklere asla yer verilmemekte…
Hatırlarsanız; Ahmedinejad’ın, “İsrail halkıyla dostuz” diyen dünürünü Cumhurbaşkanı Yardımcısı atamak istemesi üzerine, Hamaney’in başında lider olduğu muhafazakar geçinen kanat ayağa kalkmış, Ahmedinejad’a söylemediğini bırakmamıştı…
Kapalı kapılar ardında Ahmedinejad ve Hamaney konuştular. Gittikçe büyüyen muhalefet karşısında ellerindeki kaleleri kaybetmemek, çıkarları yitirmemek elbette önemliydi.
Anlaştılar ve Ahmedinejad bir açıklama yaptı:
“Biz, dini liderimizle baba oğul gibiyiz”…
İşte bu kadar… Halka sadece bunun duyurulması yetti de arttı bile…
Ve sonrasında; Ahmedinejad, dini lider Ali Hamaney’in onayıyla resmen ikinci kez İran Cumhurbaşkanı oldu. İki haftalık gerginlikte böylece son buldu.
Haber basınımızda bugün; “Ahmedinejad, dini lideri omzundan öptü” olarak yayınlandı.
Bu arada, unutulan, es geçilen bir husus; “Peki dünür ne oldu?”
Ne olacak… Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine atandı bile.
Dostça kalınız.

3 Ağustos 2009 Pazartesi

Gözler hukuk devleti(!) görsün. Alın size yeni bir aklama daha...

13. ağır ceza mahkemesi Danıştay saldırısı davasının 1. Ergenekon davasıyla birleştirilmesine karar verdi.
Şimdi bu işin Türkçesini konuşalım.
Danıştay’a ve Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan gerici-yobaz saldırılara maske takıp gizlemek. Dahası bu dava ile ilgili olarak gerçek suçluların ekmeğine yağ sürmek ve onları korumuş olmak.
Bu ülkedeki gerçek vatanseverlerin uyduruk isnatlarla yargılandığı (aslında yargılayacak yada yargılanan da bir şey yok, bu insanların içerde tutulması gerekliliği söz konusudur) Ergenekon Davası’na bu davanın da birleştirilmesi tamamen oyun.
Gün gelip Ergenekon Davası düştüğü, içerdekilerin birşekilde (!) dışarıya çıkmaya başladıkları gün, diğer davaların artık lafı bile edilemez olacaktır.
İşte gerçek amaç…
Bu işin daha pek çok ayrıntısı var ama dahasını konuşmanın pek anlam taşıyacağını zannetmiyorum.
Sözün bu kadarını anlayan, zaten gerisini de anlar.
Sözün bu kadarını anlamayana-anlamak istemeyene neyi anlatsan zaten boş…
Dostça kalın.

30 Temmuz 2009 Perşembe

Şeriat dedikleri keyfi uygulamalar

Suriye’li bir gazeteci bayan, arkadaşları ile gittiği bir restaurant da polis tarafından tutuklandı.
Daha sonra mahkemeye çıkartılan gazeteci bayana atfedilen suçlama; “Ahlak dışı kıyafet giymek”.
Neymiş bu ahlak dışı kıyafet?
Pantolon giymiş olması…
Sonuç: Şeriat mahkemesinin kararı; Kırbaç ve para cezası.
Evet… Bu haber bugün pek çok yayın organında vardı…
Ayrıntılar buralardan izlenebilir. Ancak özünü aldığım bu haberin üzerine bazı şeyler söylemek ihtiyacı duyuyorum.
Cahiliye dönemi, cahiliye dönemi deriz ama bu konuda gerçek bilgi sahibi iyi bilir ki bu tür uygulamalar o dönemde bile yoktu. Keza; kadına şalvar dayatması bu döneme rastlar.
Şeriat ve şer-i hükümler esasen tamamen din hükümlerine dayanır ve keyfiyete asla yer yoktur. Bazı çelişkili durumlarda şeriat mahkemeleri bile zamanın ehil din bilimci ve alimlerine müracaat ederek takva ve beyan istemek durumunda kalmışlardır.
Gerçek şeriat mahkemelerinin yasası Kuran-ı Kerim olmuştur ama ne yazık bu çok kısa bir süre uygulanabilmiştir.
Dini yönetimin despot ve totaliter yapısı Kuran ile çelişki yarattığı gerçeği apaçık ortaya çıkmaktadır çünkü…
Dinimiz asla bu tür yönetime izin vermeyip, tamamen demokratik bir uygulamayı yönetime emretmektedir…
Kanıtlar; Son din İslam ve son peygamber Hz. Muhammet’tir ama dünya nüfusunun çoğu Müslüman değildir…
Senin dinin sana benim dinim bana diyerek kestirip atmıştır…
Kimse kimsenin yaşam biçimine müdahale etmeyecek, bu konuda söz dahi (dedikodu) söylenmeyecektir…
Hayatını düzgün ve huzur içinde idame ettirmek için gerekirse dinini saklayacak, dini görevlerini yapmayacaksın. Böyle bir durumda; Kişinin kalp ve nefsine bakılır…
Adam olana insan olana, gerçekten bir şeyler anlamak istiyorsa bunlar yeterde artar bile.
Hoş… Kendimiz konuşup kendimiz dinliyoruz, çünkü; Kuran-ı Kerim şöyle buyurur:
“Onların gözleri kapanmış, kalpleri mühürlenmiştir. Onlar ki artık anlayamazlar”…
Dostlarım… Doğru yol için bile Allah’ın destek ve yardımına muhtacız.
Allah, irfanımızı arttırsın, doğru yoldan ayırmasın…
Dostça kalınız.