BLOGGER'a TEŞEKKÜRLER DemotikE
seçimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seçimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Şeriat ülkesinde ahlak dışı yasalar, işte Afganistan

Afganistan’da sessiz sedasız anayasa değişikliklerine gidildiğini, sonuçlarının ise genel olarak kadınların haklarının kısıtlanmasını getirdiği duyumunu almıştım.
Dün bu konuyla ilgili bilgi toplamaya başlayınca, çok ilginçtir faal gazetecilik yapan pek çok dostumun bile konudan haberi olmadığı gerçeğini gördüm.
Şimdi sıkı durun; dünyanın en ciddi ajanslarına bile dün öğleden sonra geçilmeye başlandı bu haber…
Ve başka bir gerçek; araştırmalarımızın ilk sonuçlarını, gerekli bilginin ayrıntılarını ülkemizdeki radikal İslamcı kanatlardan aldık.
Afganistan’da yeni yasal uygulamalar, kadınların elindeki nerede ise son denecek yasal olanakları da elinden alıp, tam bir “köle” haline getiriyor.
Tecavüze uğrayan kadına, tecavüzcü “bedel” ödemeyi kabul ederse. Suçu “yok” sayılacak.
Kocası ile anlaşmazlıkları nedeni ile yatmak istemeyen kadın aç bırakılabilecek ve hiçbir ihtiyacı kocası tarafından giderilmeyecek.
Kocası; “Akrabalarınla hiç bir surette görüşmeyeceksin” diyen kadın, buna kayıtsız şartsız itaat etmek zorunluluğunda.
Ne kadar çocuğu olacağı konusunda tek karar erkekte ve kadının sağlık koşullarını ileri sürüp, bunu belgelemiş olması bile kocanın çocuk konusunda verdiği kararı etkilemiyor.
Kadının ekonomik nedenlerle kocasından şikayetçi olması, kadının gerekçe olarak gösterebileceği bir şey değil.
Ayrıca; çocukların eğitiminden ve evleneceği kişiyi seçmekten kadını uzaklaştırıyor ve tek kararı erkeğin vereceğini de hükmediyor.
Sanırım çok fazla dava konusu olduğu için alınan başka bir kararda, kadının gezme – eğlenme gibi faaliyetlerini de kocasının iznine bağlaması.
Ve rezilliğin daniskası başka bir karar.
Bir soluk alıp öyle okuyun.
Şimdiye dek, çok eşli erkeklerin her kadın için ayrı oda açması gerekliliği vardı. Bu hükümde kaldırılıp; “Erkek imkanları nisbetinde kadınlara oda verir. Kadınlar imkanları dar olan kocadan “ayrı oda” isteyemez.
Ahlaksızlığa bakın. Yani koca bir odaya girdiğinde, (tabirimi bağışlayın) bir eli yağda bir eli balda olacak… Vay babam vay…
Daha başka şeylerde var ama emin olun hiç biri halkın yararına ve çıkarına değil.
Üstelik tam tersine…
Buyurun... Dini olduğunu söyleyen yönetimi görün.
Buyurun… Müslüman geçinenleri görün.
Buyurun... Şeriatın nasıl uygulandığını görün…
Dostça kalınız.
Az önce aldığım (düzenleme saati) bir habere göre, muhaliflerin(!) şiddetli baskısı nedeni bu değişikliklerin bazıları tekrardan düzenlenecekmiş.
Afgan halkı adına sevindim. Çünkü; karanlıkta 1 mum bile değerlidir.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Bakalım bu "toruna" kimler sahip çıkacak

AKP Kadın Kolları Başkanlığı, "kürtçe" bir sloganın yer aldığı “demokrasi manifestosunu” (!) geri çekmiş.
AKP antetli matbu evrakta, Kürtçe yazı ve slogan olması, gerek halkın tepkisi ve gerekse hukuki açıdan sorun yaratabileceği endişesi AKP yönetimini bu metni geri çekmek zorunda bırakmış.
Evet… Güncel haber bu…
Sanırım bendenizi izleyen yada ülkemizdeki doğruları yazan yazarları izleyenler, her zaman söylediğimizi hatırlayacaklardır.
“Tarikatlar sadece alevi tarikat ve cemaatler dışında olarak tamamen Kürt kökenlidir.”
Ülkemizde, radikal islamın iktidar olmasında dış kaynakların da desteği ile en büyük çalışma buralarda yapılmış ve hala yapılagelmektedir.
Halkımızın, manevi duyguları istismar edilerek, kandırılıp-aldatılarak kendi cenahlarına çekilmekte ve bu şekilde bizi kendi içimizden vurmaktalar.
Bunu defalarca dile getirip anlattık.
Tarikat ve cemaatlerin elleri çok uzun ve ekonomik güçleri devasa.
Sözde şeriat adı altında yönetilen faşist İslam ülkelerinin de desteğinin yanı sıra bölgemizde çıkar hesabı yapan gelişmiş ülkelerinde desteği, bu şer odaklarını daha bir cüretkar ve pervasız hale getirdi.
Ülkemize gelen Arap liderleri artık devletin gösterdiği mekanlarda değil, tarikat şeyhlerinin seçtiği mekanlarda ağırlanıyorlar.
Bu geri çekilen yazıya gelince…
Bu ve benzeri pek çok yazı ve diğer çalışmalar bu şer yuvalarında hazırlanıyor.
Eeeee….
Buradaki, kraldan çok kralcılar bazen böyle hatalar yapıyor ve kendilerini ele veriyor.
Olay açık seçik ortada ama bakmayın siz.
Bu koca ülkede kaç kişi bu gerçeğin farkında…
Bu yazımı kaç kişi okuyacak, anlayacak ve toplumla paylaşacak.
Hele bu blog ortamında.
Darılmak yok. Gücenmek yok. İğneyi önce kendimize batıralım.
Basit bir futbol takımında bile, 11 kişinin hepsi görevlerini ancak yaptıkları takdirde maçı kazanma şansı vardır. Burada 1 tek kişi görevini aksatsa-üstüne düşeni yapmasa başarı beklemek hayaldir.
Bizler; “Artık dönülmez yola girdik. Bu ülkede kötü gidiş durdurulamaz” derken, gerçekte kinayemizin ne olduğu açıktır.
Her kimse o…
Her ne ise o…
Her nasılsa o…
Birgün bu ülkeyi kurtaracak. Bu ülkeye bir şeycikler olmaz. Kimse bir şey yapamaz.
Derler ya; “En son babalar duyar”… Bugün bir kez daha söylüyorum.
Bu kız iğfal edildi ve bekle yakında “torunu” kucağına alacaksın…
Ama duymamak için elinden geleni yapana ne denir…
Göreceğiz… Bakalım bu gayrimeşru çocuğa kimler sahip çıkacak…
Anasına (vatan) kimler sahip çıkacak…
Dostça kalınız.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Müslüman geçinen İran gerçeğinden bir kesit

Bazen, bazı konularda sözün bittiği yer deriz ya...
İşte size kanlı canlı bir örnek, buyurun...
Bugünkü Milliyet Gazetesi'nden aynen alınmıştır.
Kerrubi’den gözaltında tecavüz iddialarının soruşturulması çağrısı
İran’ın reformcu cumhurbaşkanı adaylarından Mehdi Kerrubi, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından çıkan olaylarda gözaltına alınan bazı kişilerin tecavüze uğradığı iddialarının soruşturulmasını istedi. Kerrubi’nin internet sitesindeki açıklamaya göre, Kerrubi, İran Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani’ye 10 gün önce yazdığı bir mektupta, bazı üst düzey yetkililerin kendisine gerçekten utanç verici konuları anlattıklarını, buna göre bazı genç erkek ve kadın tutuklulara tecavüz edildiğini belirtti.Mehdi Kerrubi’nin, Rafsancani’ye bu olayın araştırılması çağrısında bulunduğu ifade edildi.
Evet...
Yorum tamamen sizlerindir
Dostça kalınız.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Fitre ve zekat belirlenmiş(!)

Dini Soruları Cevaplandırma Komisyonunun yaptığı toplantı sonucunda; 2009 Yılı Ramazan ayının başlangıcından, 2010 Yılı Ramazan ayının başlangıcına kadar olan sürede fitre miktarı 6,50 TL olarak belirlendi.
Fitre, 1 kişiye verilen ve 1 öğün yemek karşılığıdır.
Şimdi bunu günde 3 öğün ve aylık toplam 90 yemek olarak hesaplayın.
Ve asgari ücret miktarı ile karşılaştırın. Asgari ücret alıp, üstelik aile geçindiren insanların halini düşünün.
Yine bu hesaptan yola çıkarak emekli insanların halini düşünün.
1 emekli maaşı ile yaşayan karı koca, görüldüğü üzere ancak karnını doyurabilmekte.
Gerek emekli ve gerek asgari ücretle çalışan olarak geçinmek mucizeden de öte.
Geçtim kira gerçeğini ve asgari yaşam standartlarını. Görüldüğü üzere, 2 kişilik bir ailenin yemek ihtiyacının ötesinde faturalarını bile ödemesi imkansız.
Bu 6.50 TL. asgari geçim indirimi, emekli maaşları ve asgari ücretin belirlendiği kriterlere bakılarak ortaya koyuluyor.
Fakat bu ölçülere dikkatle bakıldığında, aslında bu kararın oldukça zor verildiği bu rakamın ortaya koyulmasında çok ter döküldüğü net olarak görülmekte.
Çünkü, rakam bu haliyle bile hiçbir ölçüye uymamakta.
Dediğimiz gibi fitre sadece 1 öğün yemektir.
Emekli maaşı ve asgari ücretler ise refah payı (!) dahil pek çok şeyi içermektedir.
Şimdi burada sadece yemek olarak hesap yapılacak olsa, 1.5 ila 2.5 TL arasında bir rakam ortaya çıkacaktı.
Bu rakam emekli ve asgari ücretlinin gerçeği…
Şimdi… Eğer bu rakam verilecek olsa 2 yerden balon yapacaktı.
1. Halk; “Bunu versen ne olacak vermesen ne olacak” diyecekti.
2. Fitre ve zekatlar, tarikat - cemaat lider ve yöneticilerinin emri ile müridlerce bir havuzda toplanmaktadır. Bu ülkede en az 20 milyon mürid olduğunu düşünün… Bu gelirin düşmesi kimsenin işine gelmez…
Fitre-zekat, başka ifade ile sadaka-i fıtır günümüzde artık geçerli değildir.
Ama anlatmaya çalıştığım gibi, tarikat ve cemaatlere ayrıca bir kaynak olduğu için gerçekler konuşulmuyor ve aksine ört-bas ediliyor.
Fitre ve zekatın verildiği dönemlerde, devlet yoktu. Halktan vergi alıp, bu vergiyi o toplumun ihtiyaçları doğrultusunda kullanan bir yönetimde yoktu.
Kabile toplulukları, ihtiyaç sahipleri için bu tür yardımlaşmalarda bulunurdu keza dinimizce emir olması da zaten bu nedene dayanmaktadır.
Oysa günümüzde, devlet; gerek ülke insanının ihtiyaçları ve gerekse ülke genel ihtiyaçlarını gidermek için her çalışandan, her hizmetten vergi almaktadır.
Örneğin; Kimsesiz çocuklar-Kimsesiz yaşlılar-yoksul vatandaş ve aileler için barınma birimlerinden, aş evleri ve sosyal destek unsurlarına kadar her şeyi yüklenmiştir.
Bu konuyu konuştuğum tarikat-cemaat önde gelenlerinin yaptığı papağanlığa sizinde alet olmamanızı dilerim.
“İyide… Devlet herkese, her ihtiyaç sahibine yetişemiyor ki…”
Sanki bunlar yetişiyor da ihtiyaç sahibi mağdur kalmadı…
Ayrıca vatandaş olarak bu beni-bizi hiç alakadar etmez. Çünkü; ben-biz görevimizi yapıp vergimizi paşa paşa ödemişiz. Burada bu verdiğimiz eğer gerektiği şekilde harcanmamış, ihtiyaç sahibine ulaşmamış ise bu tamamen yöneticilerin vebalidir.
Yüce kitabımızda; bu konuda yöneticileri çok ciddi uyarmaktadır.
Sözü gelmişken, yardımlaşma ile ilgili bir konuya daha değinip bağlamak istiyorum.
Peygamber Efendimiz; “Cuma namazlarına katılın” demiştir. Ve ardından çok ciddi bir söz söylemiştir; “Mazeretsiz 3 cumaya katılmayan bizden değildir”…
Peygamber Efendimiz yerden göge haklı idi.
Çünkü bu cuma namazlarında, bölgede yaşayan halkın durumu nerede ise tek tek ele alınır, ihtiyaç sahipleri belirlenir, topluca yapılacak çalışmalar konuşulur, kimin ne yapabileceği netlik kazanırdı.
Bu vesile ile ayrıca, bölge için stratejik kararlar alınır, fikirler ortaya koyulurdu…
Şimdi bir daha düşünün. Peygamber Efendimiz; “3 cumaya katılmayan bizden değildir” derken haklı mıydı haksız mıydı…
Haklıydı…
Ama bugün bu da, devlet, belediye ve yerel yönetimlerce üslenilmiştir…
Söylediğim ve anlattığım açık ve net…
Gerisi sizlerin takdir ve yorumunuza kalmıştır.
Dostça kalınız.

4 Ağustos 2009 Salı

Hamaney-Ahmedinejat gerçeği ve müslüman geçinen avanaklar

Radikal İslamcıların tüm dünya müslüman ülkelerindeki (o ülkeyi ele geçiren) yönetim ve idare takımı için; “Gerçekte dinle imanla hiçbir alakaları yok. Amaç sadece dinine saygılı ama bilgide kültürde ve dahası akılda eksik insan topluluklarını aldatarak-kandırarak, dini done ve temalarla uyuşturarak başta olmayı sürdürmek ve bu insanların sırtından sömürü sistemlerini yürütmek, çıkarları için kullanmak, bu uğurda dine aykılı tavır-davranış ve uygulamaları bile dinin gerek ve emri diye topluluklara hayasızca-ahlaksızca dayatmayı sürdürenler…” dedik ve diyoruz.
Burada aslında en zor ve hatta nerede ise imkansız olan, bu aldatılan-kandırılan-sömürülen dahası aşağılanan cahil topluluklara ulaşılamaması. Bunlarla konuşulup, sorunların ve gerçeklerin adam gibi paylaşılamaması. Önyargılar ve şartlanmalar bu kapıları açılması nerede ise imkansız şekilde kapatmış durumda ki; bunun böyle olması için bilhassa çaba gösterildiği gerçeği de asla unutulmamalı.
İşte buna bir örneği 2 gündür İran gerçeğinde yaşıyoruz.
Tüm gelişmelerden, yaşanan traji komik olaylardan, yaşanan çıkar hesaplarından bizlerin haberi elbette var ve oluyor ama bu pisliğin peşinde koşan dingillerin dünyadan haberleri yok.
Nasıl olsun… İzleyecekleri yayınlar bile kendilerine emrediliyor. Bu yanlı yayınlarda da gerçeklere asla yer verilmemekte…
Hatırlarsanız; Ahmedinejad’ın, “İsrail halkıyla dostuz” diyen dünürünü Cumhurbaşkanı Yardımcısı atamak istemesi üzerine, Hamaney’in başında lider olduğu muhafazakar geçinen kanat ayağa kalkmış, Ahmedinejad’a söylemediğini bırakmamıştı…
Kapalı kapılar ardında Ahmedinejad ve Hamaney konuştular. Gittikçe büyüyen muhalefet karşısında ellerindeki kaleleri kaybetmemek, çıkarları yitirmemek elbette önemliydi.
Anlaştılar ve Ahmedinejad bir açıklama yaptı:
“Biz, dini liderimizle baba oğul gibiyiz”…
İşte bu kadar… Halka sadece bunun duyurulması yetti de arttı bile…
Ve sonrasında; Ahmedinejad, dini lider Ali Hamaney’in onayıyla resmen ikinci kez İran Cumhurbaşkanı oldu. İki haftalık gerginlikte böylece son buldu.
Haber basınımızda bugün; “Ahmedinejad, dini lideri omzundan öptü” olarak yayınlandı.
Bu arada, unutulan, es geçilen bir husus; “Peki dünür ne oldu?”
Ne olacak… Cumhurbaşkanı yardımcılığı görevine atandı bile.
Dostça kalınız.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

İslamcı burjuvazi

Müstakil (tamamen tarikat ve cemaat yapılı olması nedeni ile üyeleri ve kendi yapısı içinde, Müstakil değil Müslüman kelimesi kullanılır) Sanayiciler ve İşadamları Derneği’nin (MÜSİAD) kurucu Başkanı Erol Yarar’ın Eyüp’te yapılan bir toplantı sırasında, basına verdiği demeçte; “Bu dernek eski ve yeni ayrımı (tanımı) ile yeni burjuvazi tabakası yarattı” sözleri konuşuluyor.
Başkan Ömer Cihad Vardan ise bu sözleri hem eleştirmeye ve hemde konuyu ört-bas etmeye çalışıyor.
Bu konuda çok fazla konuşmaya gerek yok.
Özal döneminden başlayarak, bugünkü iktidarla tavana vuran; faizsiz ve pek çoğu geri ödemesiz, 50 ve 70 yıllık kredilerin kimlere verildiği, nasıl verildiği, nasıl bir uygulamanın yapıldığı gün gelip belki ortaya çıkarsa (ki; hiç sanmıyorum) Yarar’ın sözünü ettiği burjuvaji gerçeği de tüm çıplaklığı ile ortaya çıkar…
Bunlar sözde Müslüman dini bütünler. Söze geldiği zaman “bir lokma bir hırka” derler ama bu kesimin sadece kullandığı binek araçlara bakmak bile, anlayana çok şey anlatır…
Tarikat ve cemaat liderlerinin bir ayağı artık köy köşelerinden çok uzak ve farklı olan Avrupa-İstanbul-Ankara-Akdeniz ve Ege bölgelerinde…
Büyük ağalar ise artık köylerini ve kendi bölgelerini buralardan yönetmekte. Çocukları şimdilerde kendi bölgelerini-yörelerini-köylerini bile tanımamakta…
Bu halkın, kendi eliyle ateşe koyduğu bu pilav daha çooook su kaldırır…
Dostça kalınız.

7 Nisan 2009 Salı

Seçim sonuçları ve "karamsarlık" eleştirileri

Bir mahalli seçim dönemini geride bıraktık.
Ülkemiz için acı ve korkunç tablo, çok açık ve net olarak önümüze çıktı.
Yapılan seçimlerin genel seçim değil doğrudan mahalli seçimler olduğu ve mahalli seçimlerin genel seçimlere kıyasla farklı bir yapısı rüzgarı olduğu gerçeği ve orantı hesaplarını bu gerçekten hareketle yapmak gereği her nedense bu seçim sonunda tamamen unutuldu yada unutturuldu.
2002 seçimleri sonuçları aşağıda;
Küsuratları olan bu üç partinin sadece net sayılarını (oy oranlarını) veriyorum.
AKP % 34 – CHP % 19 – DEHAP % 6
Ve mahalli seçimle önümüze dökülen rakamlar
2009 mahalli seçimleri;
AKP % 38 – CHP % 23 – DTP % 11
(Not: Birileri kasten ve ısrarla, gerçeğin aksine DTP % 4 yalanını uyduruyor. % 4 olmuş olsa bu belediye kazanımı mümkün mü?.. Burada hesap başka. Zaman olursa bu hesabın ne olduğunu da ayrıca yazacağım.)
Evet kazanılan belediye sayısına gelelim;
AKP 493 – CHP 181 – DTP 58
Ve tam burada hemen ekleyelim önceki mahalli seçimde DEHAP sadece 6 belediye almıştı…
Şimdi önümüzdeki bu tabloya rağmen; “AKP kan kaybetmiştir – AKP’de oy kaybı var – AKP inişe geçti – AKP’nin burnu sürtülmüş oldu” filan gibi saçma sapan yaklaşımlar artık resmen asabımı bozuyor.
Bakın…. Hep söyledim yine söylüyorum.
Tarikat ve cemaatler tamamen Kürtlerin ellerinde.
Ve her geçen gün bu cemaatlerin yapıları her açıdan büyüyor ve hele ki mürid sayıları baş döndürücü şekilde artıyor.
AKP ve diğer radikal İslamcı partileri asla ama asla bu tarikat ve cemaat ilişkilerinden uzak tutmayın. Başta AKP islamcı partilerin tamamı bu hamurun içindedir.
Yazılarıma bakın.
“Bu mahalli seçimlerde Kürtler (doğrudan tarikatlar) kendi bölgelerinde AKP yerine DTP’ye oy verecekler demiştim.” İşte bu oldu.
Başka bir ifade ile, ülkemizde radikal islamcılar azalmadı aksine çoğaldı.
“Karamsar davranış ve tavırlarım”dan şikayet eden dolu…
Üzgünüm.
Ben sizler gibi gerçeklerden kopuk yaşamıyorum. Ben sizler gibi olmayan pembe hayal ve tablolar peşinde de koşamam. İyimserlik adına toplumdan gerçekleri saklayamam ve gerçek olanı ört-bas edemem.
İşte size net bir örnek ve bağlayalım konuyu;
2007 de bir tarikat şeyhinin Anadolu’daki mekanına haftada toplam 5-6 otobüs gitmekte idi.
Bugün o mekana günde ortalama 7 ve hafta sonlarında (cumartesi – pazar) yine ortalama 20 otobüs gitmekte..
Kan kaybının olduğu doğru.
Ama bu kayıp doğrudan cumhuriyetçilerde…
Dostça kalın.

31 Mart 2009 Salı

29 Mart seçimlerinin gerçek sonucu budur

Evet…
Bir seçimi daha geride bıraktık.
İki gündür izliyorum. Her kafadan bir ses çıkıyor…
Ama duyulması gereken “ses” yok…
Bugün, söylenecek ve konuşulacak gerçekte çok şey olmakla beraber, ben oldukça önemli olan bir tek hususa değineceğim.
Tüm radikal İslamcı partiler (kabaca) ortalaması;
(Cumhuriyet yerine şeriat isteyen ve tarikat cemaat liderlerinin ayakları altında paspas olan Müslüman geçinip, hep şerefsizliğe bulaşanlar.)
% 50
Tüm Faşist partiler (kabaca) ortalaması;
(Sözde milliyetçi görünüp, siyaseti ve Türkiye gerçeklerini fark edemeyen bilgisiz cahiller.)
% 20
Tüm vatan haini bölücü partiler (kabaca) ortalaması;
(Güneydoğu’dan başlayarak ülkenin her yanında hainlik ve alçaklıklarına aralıksız devam eden başka ülkelerin oyuncağı olan eğitimsiz ve “hiç” kimlikli insan müsveddeleri.)
% 15
Geriye ne kaldığı(!) ortada….
Seçimin gerçek sonucu olan önümüzdeki tablo budur.
Dostça kalınız.